Çocukluk Anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukluk Anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2012 Cuma

BİR PUZZLE DAHA BİTTİ

Uzun zamandır pek tadım olmadığı için yazma isteğim de yoktu. Kronik faenjitim yine akut atak devresine geçti ve boğazımdaki iltihap ses tellerinde ödem oluşumuna sebep verdi. Bu da sesimin tamamn kısılmasıyla sonuçlandı. Akşam üzeri biraz çıkmaya başlasa da gün içinde fısıltı şeklinde konuşmaktan, sesimi duyurmaya çalışmaktan, bağırmama rağmen kimsenin bakmamasından, elimi şıklatarak iletişim kurmaya çalışmaktan ibaretti bir kaç gün. Şimdi antibiyotikle geri geldi şükür.

Bayramdan sonra Rize de bir kaç ay önce başladığım ve bir türlü ilerletemediğim puzzle ı annemin yemek masasına açmaya karar verdim. Öncelikle puzzle halısı denen mucizevi şeyle tanışmamış olsaydım ne yapardım bilmiyorum. Rize'den Kastamonu'ya tek bir parçası kaybolmadan ve yarım kalan yerler hiç bozulmadan taşımamı sağladı bu halı.

Puzzle çok zevkli bir uğraş benim için. Böyle küçük parçalı ayrıntılı şeyler yapmayı çocukluğumdan beri çok severim. 7.sınıfta Ev Ekonomisi dersinde kırkyama tekniğiyle yastık yapıyorduk tabi ben yastıkla yetinmeyip bebek yorganı ve yastığı yaptım. Arkadaşlarım 4 kare parçasını dikip notlarını aldılar bense küçük küçük üçgenleri kareleri yapmak için haftalarca makine sallamıştım :))
Herneyse işte böyle bir küçük ıncık cıncık diye tabir edilen şeylerle uğraşma merakım var. Onları yaparken başka hiç birşey düşünemeyip sadece yaptığım şeye konsantre oluyorum ya, başka bi evrene geçmişim gibi bir rahatlama oluyor. Puzzle da bu ihtiyacımı gideren bir hobi.

Bu puzzle ı bilinen alışveriş sitelerinden birinden almıştım ama hangisi hatırlamıyorum. Resmi gördüğümde gözlerime inanamadım. Çünkü uzun zamandır facebook kapak fotoğrafımı süsleyen ve çok sevdiğim bir resmin puzzle halini bulmak süper oldu.

Şimdi yazacaklarım biraz da YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN PUZZLE tadında olacak. Yapmak isteyenlere bir kaç tavsiye de diyebiliriz.

Puzzle Anatolian marka 1000 parçalık. Müfide Kadri'nin Kırda Kadınlar tablosu. Bu seri Osmanlı Dönem Ressamları diye geçiyor. Daha önce bu marka yapmamıştım Ravensburger markasından çok memnun kalmıştım ama Anatolian için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. En önemli sıkıntısı bir parçanın bir kaç yere neredeyse cuk diye oturuyor olmasıydı ki bu puzzle için çok büyük bir dezavantaj. Ben sonlara doğru kafayı yememek için baya çaba sarf ettim bu yüzden. Özellikle bir kaç kişi birlikte yaptıksanız yanlış olan parçayı bulmak da çok zor oluyor. Ama Ravensburger yaparken hiç böyle bir problem yaşamamıştım. Eğer bir parça bir yere oturuyorsa o kesin oranındır. Bunun için geliştirdiğim bir taktikse emin olamadığım iki parçayı söküp tersinden ışık geçirip geçirmediğine bakmak oldu. Çünkü kesim itibariyle iki parça arasında hiç boşluk olmaması gerekir.

Ravensburger marka eski puzzle, sol altta ananem ve annemin elleri var :)

Eğer daha önce hiç bulaşmamışsanız bence 500 parça olanlardan başlamak daha mantıklı. Çünkü sanıldığı aksine 1000 parça puzzle 500lüğün 2 katı zorlukta değil 4 katı zorlukta. Ben henüz 2000 liğe cesaret edemiyorum mesela :)

Puzzle kutusu açıldığında ilk yapılması gereken şey ayrıştırma işlemi. Kenarlardan başlayarak, birbirine yakın renkleri ve desenleri ayırırsanız işiniz kolaylaşacak yoksa 1000 parçanın içinde kaybolmak kaçınılmaz.

Rize'de puzzle a başladığım ilk gün.
Seçilen tablo da çok önemli. Benim gibi resim seçerseniz renk geçişleri çok yumuşak olduğu için zorlanabilirsiniz. Ama keskin renk geçişleri ve bol deseni olan bir fotoğraf çok daha kolay yapılır. Mesela kocaman çlün ordasında deve sürüsü fotoğrafı da hayata küsmeye neden olabilir ya da kocaman bir deniz ve küçük bir sandal :)

Puzzle halısı da mutlaka edinilmesi gereken bir şeymiş. Daha önce yine annemin masasını işgal etmiştim ama o hafta hiç miafir gelmediği için sorunsuz atlatmıştık. Şimdi halı olduğu için plastik borusuyla rulo yapıp kaldırabildim ve bozulmadan tekrar açtım. Halımsa çok güzel bir marka, aldıktan sonra farkettim adını. Heidi Puzzle Halısı :)

Puzzle ı açmamla beraber bizim evdeki puzzle ekibi işe koyuldu. Ananem, annem ve ben :) Aşağıda ilk açtığım hali görünüyor. Ananem de parçaların tersini çeviriyor pirinç ayıklar gibi :)

Ananem iş başında :) Kastamonu'ya getirdiğimde bu haldeydi.
Annem ve ananem aslında "bitirelim de masadan kalksın!" diye oturduklarını iddia etseler de biliyorum ki acayip zevk alıyorlar. Herkes içinden bişiler mırıldanıyor, bazen şarkı oluyor bu bazen dua. Genelde şöyle cümleler kuruluyor "Bu şuranın mı? yok değilmiş", "Anane zorlama oranın değil o rengi uymuyo bi kere!", "Gözüm de seçmiyor." Biz beraber çok eğleniyoruz bu yüzden. Gece uyku saatleri geçmesine rağmen kaldıramıyorum başından. Hele ananemin bir kaç ay önce dizinden total protez ameliyatı geçirdiğini düşününce iyice kızıyorum "Yeter artık!" diye.

Annemin elleri
Annemse kendi kendine konuşarak saatler geçirebiliyor başında. Zaten beni sık sık şaşırtan bir anne olduğu için artık puzzle yapmasını çok doğal karşılar oldum. Küçüklüğümüzde tetrisimiz vardı hani herkesin bildiği sağ tarafında büyük bir tuş,sol tarafında 4 tane yön tuşu olanlardan. O zamanlar da annem tetrise sarmış abimle bana oynattırmamaya başlamıştı. Bir gece saatlerce oynadığı için sabah kolları tetris oynama pozisyonunda tutulmuş olarak kalmış ve "Gözümün önünde olunca duramıyorum." deyip kaldırmıştı tetrisi. Tabi biz de oynayamamıştık. Puzzle yaparken de o tetris oynayan kadın çıkıyor içinden :)



Puzzle bittikten sonra maalesef her şey bitmiş olmuyor. Puzzle yapıştırıcısı kullandım ama çok beceremedim sanırım, istediğim gibi olmadı. En sağlamı tersinden koli bantıyla kaplamak bence, ya da yapışkanlı asetat gibi bişey de olabilir. Daha sonra da çerçeveciye gitmek ya da o güne kadar gazetelere sarıp yatak altına götürülmek üzere kaldırılacak.

Puzzle yapıltırıcısı

Bitmeden önceki son hâli
Vee bitti...

17 Ağustos 2012 Cuma

EN ESKİ ÇOCUKLUK ANISI-MİM


Artık Merhaba dediğime göre mim yazma zamanım gelmiş bile :)
Deeptone bana bir mim yolladı, ben de biraz gevezelik ettim işte.


Aslında hatırladığım en eskisi hangisi bilmiyorum yani zaman sıralaması yok nedense. Bir de aileden de kimse ne zaman olduklarını hatırlamıyor çok bireysel mutluluklar yaşamışım demek ki J

Sağdaki ödlek ben oluyorum :)


Fotoğraf olduğu için diyebilirim ki şu an aklıma gelen hatıralarda en küçük olduğum, amcamın hacdan geldiği ve Suudların giydiği o kostümden giyip yukarıdaki fotoğrafı çektirdiğimiz günün izleri. Amcam genç yaşta hacı olmuş bir de simsiyah sakal bırakmış. Fotoğraftan anlaşılmasa da suratımda ağlaması yeni bitmiş bir çocuğun korkak ifadesi var. Amcamın o halinden kokmuşum. Hatırladığım kısmıysa tabi ki gelen oyuncaklar.Abime yeşil bir bisiklet(tabi ki daha sonra benim oldu), bana ve 9 ay büyük kuzenime yürüyen bebek getirmişti. Orta sehpamızın(bu sehpayla ilgili de yazmam lazım J) üzerinde yürütmüş sonra da “bozulur, çok oynamayalım” deyip kutularına geri koymuştuk. Ne kadar da oyuncak kıymeti bilen çocuklardık. Sonra tabi ki bozuldu ve yürümez oldu. Pembe bir elbisesi ve sarı saçları vardı. Yıllarca oturma odamızın vitrininin sağ tarafında (oyuncaklarıma ait olan kısım) durdu. Şimdi de kesin poşetlenmiş bir yerlerde kolilerin içindedir.

 Orta sehpası olayı var bir de. Uzun ahşap bir orta sehpamız vardı ki hâlâ var yazlıkta duruyor. O zamanlar bana çok uzun ve büyük gelirdi bu sehpa. Annemin olmadığı zamanlarda abimle ilk işimiz bu sehpanın bir tarafını çekyata dayayıp kaydırak yapmak olurduJ indiğimi yere de çekyattan minder koyar baş aşağı kayardık J o kayma anı o kadar uzun gelirdi ki, şimdi o sehpaya bakıp hayret ediyorum bacak boyum kadar bu sehpa bizi ne kadar da eğlendirmiş. Bir de altına yatıp resim yapardım. Yazlığa gittiğimde aklıma geldi çevirdim altını, karalamışım, ev yapmışım J İnsanın kendi çocukluğuna dokunması gibi bir şey böyle durumlar.

İlkokula başlayana kadar amcamlarla altlı üstlü oturuyorduk. Çocukluk hatıralarımın çoğu da o evde geçiyor zaten. Yengemin kırmızı kadife bir çekyatı vardı. Kaplamanın çiçek desenleri vardı kabartma şeklinde. Benim tutkumsa bu çekyatın dokumasını yolmak/sökmekti J Bir de anlaşılmasın diye çiçeklerin ortalarından başlamıştım J Daha sonra kendime hakim olamayarak boyutları genişletmişim ki bir yetişkin avucu kadar yeri sökmüşüm J Kaplattırmak zorunda kalmışladı, ama ilginçtir kimse kızmamıştı J

Abim beni öpüyor :)


Böyle başlayınca zincirleme geliyor insanın aklına hatıralarJ Yine eski mahallemizdeyiz. Abimler arkadaşlarıyla maç yapıyorlar. Ben de abimin rakip takımının kalesinin arkasında merdivenlerde bebeğimle oynuyorum. Bir ara kafamı kaldırıyorum, abim şut çekiyor… Ve gooolllll, benim tepemde yıldızlar dönerken burnumdan oluk gibi kan akıyor J Abim beni kucağına alıp eve götürüyor, yengem feyat figan “ne yaptın çocuğa” diye abime kızıyor abim zaten korkudan ölecek J.  O günün hatırası olarak (annemin iddiası bu yönde) burnumda ufak bir kemik çıkıntısı taşıyorum ve bu yıl içinde ameliyat olabilirim J
Aslında çok fazla şey var ama hepsini bu posta sıkıştırmayım. Dedemin de baş rol oynadığı hatıralar var ki gerçekten yazmakla bitmez. Onları başka bir başlıkta anatayım. Şimdiyse son hatıra, 6 yaşımdaki nakış yapma hevesimi anlatmak istiyorum.



Dediğim gibi amcamlarla aynı binada oturuyorduk ve alt kat dükkan şeklinde yapılmış ama yengem yarafından nakış kursu olarak kullanılıyordu. Yengemin bu konuda formal bir eğitimi olmamasına rağmen. Bu şekilde evinin altında nakış öğrenmek isteyen kızlara kurs verirdi. Makinesini alan gelir çehizine bir şeyler yapar sonra da evlenirdi. Hatta “Esra Erol misyonu” taşıdığını düşünüyorum yengemin kurstaJ. Çünkü sürekli bazı kadınlar iş yaptırmak bahanesiyle gelir etrafa bakınırlardı. O kadınlar geldiğinde ablalarda(yaş 16-17) ayrı bir telaş bir hürmet olurdu ben anlam veremezdim tabi J Her neyse işte ben bu kursta geçirirdim vaktimin bir kısmını da. Pijamalarımla bile iner dolaşırdım aralarında. Ablalar beni severler makinelerine oturturlardı ben de izlerdim hep bütün aşamalarını. Bir gün annem yine evde yok ve evde yalnızım.(Bu kadar çok evde yalnız olmamın sebebini anneme şimdi sorduğumda bir cevap veremiyor ama çoğunlukla” sen uyurken 5dklığına yengene çıkmışmışımdır” deyip çıkıyor işin içindenJ ) Yapacak bir şeyler arıyorum ki gözüme annemin açık olan nakış makinası takıldı. O dönem öğrenmek için o da evde başlamıştı ufaktan. Dolaplardan bir kumaş parçası buldum. Deseni bile hatırımda. Sanırım abimin nevresimin artanıydı. Yeşilli üzerinde arabalar olan bir kumaştı. Kasnak buldum dizimle kumaşı kasnağa yerleştirip gerdirdim gücüm yettiği kadar. Çok heyecanlıydım. Sonra oturdum makinaya “çin iğnesi” denen teknikle ileri geri kasnak oynatarak şekillerin içini doldurmaya çalıştım. Sonrasında sıkılmış olmalıyım ki kasnağı makinada unutup kalmışım başından. Annem yanına çağırdı “bunu sen mi yaptın?”diye. Biraz korkak evet dedim ama hem de özür diliyorum. Bi daha yap bakıyım görüyüm ben kızmayacağım dedi. Oturdum yaptım. O kadar net ki, annnem kapıya çıkıp yengemi çağırmıştı “Çabuk gelll” diye. Yengem de geldğinde baya şaşırdılar bu duruma. Ama ben yıllardır izlemekten öğrenmişim zaten sadece pratiğe dökmek kalmış J Yengem “madem yapabiliyor basit bi desen buluyum ben ona da işlesin” dedi J Beyaz bir kumaşa gerçek nakış işimi yaptım yaklaşık bir metre filan bi kaç renkli bişeydi. O bittikten sonra abimin ilkokul önlüğünün kumaşına kırlent deseni çizdiler. Yengem renkleri karıştırmamam için bira başlayıp bana bırakıyordu.  O kadar hevesliydim ki sabahın köründe buz gibi evde uyanır makinenin başına geçerdim. Sandayyenin ucuna otururdum ayaklarım pedala erişmediği için J Abim de aynı odada uyuduğu için sinir olurdu bana J Kırlent bitti, babam altına yazalım “…6 YAŞINDA İŞLEDİ” diye dedi. Adımı yazmayı biliyorum ben yazacağım diye ağlamıştım ama annem izin vermemişti. Makine dikişiyle yazmıştı bu yazıyı J O dönemden sonra kursta yeni gelen kızları gıcık etmek için eskiler beni oturturlardı makinesine. Ben yapmaya başlayınca da zorlanan kızlar hepten sinir olur ağlarlardı. Peki benim nakış maceram ne oldu. 6 yaşımda hızlı başladı çabuk bitti J O kırlent tek eserim olarak duruyor işte J