evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2014 Pazartesi

BEN HER BAHAR AŞIK OLURUM


Geçen yıl 21 Mart'ta yazdıklarımı okudum az önce. "Sevdiğimle ayrı geçireceğimiz son bahar." demişim. Şimdiyse birlikte heyecanla beklediğimiz "ilk" baharımız kapıda. O kadar uzun zamandır bekliyorum ki bu baharı. Yıllardır ayrı geçirdiğimiz her baharda "Bir gün gelecek ve birlikte baharlar yaşayacağız" diye hayaller kurardım. Allah'a şükürler olsun ki o günler geldi. Beklediğimden, hayal ettiğimden de güzel geldi. Doğanın canlanışını aynı heyecanla izlemek, çıkacak olan meyveleri aynı sabırsızlıkla beklemek ne kadar da güzelmiş meğer. Baharı karşılarken bizim evin halleri şöyle:

Havanın kapalı olduğu hafta sonları evde doğa sevgimizi Serdar Kılıç'ın Doğada Tek Başına-Dağ Evi programının tekrarlarını izlemekle geçiriyoruz mesela. Kısıtlı imkanlarla yaparak yediği yemeklere ağzımız sulanarak bakıyoruz ve köy ziyaretlerimizden birinde yapmaya karar veriyoruz. Soğanda yumurta tarifi yakında...

Geçen yıl Rize'den getirdiğim, çehizimin bir parçası olan nadide çiçeğimizin büyümesini heyecanla takip ediyoruz. Çiçeğimizin adını bilmediğimizden ve aynı çiçeği bir tek Batum'da gördüğümden Batum Çiçeği dediğimiz bu narin mor çiçek bize yaşama sevinci veriyor. Gün ışığında yapraklarını açan geceyse şemsiye gibi kapanan "Batum Çiçeği" bugünlerde inanılmaz bir hızla çoğalıyor. Her akşam berjeri çiçeğin olduğu tarafa çeviren eşim tek tek çıkan tomurcukları sayıyor ve bana gösteriyor. Her nasılsa hep benden daha fazla tomurcuk buluyor. (Kendisinin ziraat mühendisi olmasıyla ilgili midir bilemiyorum :) ) Evlendiğimizden beri hep aynı sayıda yaprağı ve çiçeği varken son bir ayda iki katı kadar yaprak çıkararak sevindiriyor.


Saksı için üzgünüm ama nisanda değişecek.
Bu baharı da bir Sezen şarkısıyla karşılıyorum "Ben her bahar aşık olurum".
Birlikte nice baharlara...


19 Kasım 2013 Salı

Evlilik Sonrası İç Dökme



         

            Hayatımın en önemli değişikliğini yaşadığım son bir yılın en güzel 4 buçuk ayını geride bıraktım. 4 buçuk aydır kabul olan duamı yaşıyorum şükürler olsun. Evlilikten bahsediyorum. Hani lise yıllarında kesinlikle ilerde böyle bir şey yaşamaya karşı olan, evlenenlere kınayan tavırlarla bakan , ucundan feminist kız vardı ya, işte o evlendi. O yıllarda evlilikle ilgili kalıplaşmış ne çok düşüncem olduğunu gördükçe buna sebep olan etmenleri de düşünmeden edemiyorum. Tipik Türk aile yapısının bir örneği olan ailem ve çevremde gördüğüm aileler ben de hep "olması gerektiği için yapılan evlilik" izlenimi oluştururdu. Bu yüzden "Evlenmek zorunda değilim, kendi ayaklarımın üzerinde durabilirim!" der, "İlerde fikrin değişir!" diyenlere de çok sert çıkardım. Yıllar geçti ve kendimi hayırlı bir evlilik yapmak için dua ederken buldum. Kalbe doğan bir his, "eksikliği başlarda inkar edilen ama doldurduğu yeri fark ettiğinde bir ömür onunla yaşamalıyım" dedirten bir duygu yoğunluğu. Bu duygu elbette evlilikle taçlanmalıydı. Bekleyişler,gözyaşları ve hep bir ağızdan edilen dualar sonucunda dünya evi denen şeye giriverdim.


              Peki evlendim de ne oldu? Evlilikle ilgili ne olumlu ne olumsuz bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum. Çünkü herkes kendi yaşadıklarını, kişilik bunalımlarını, ya da aile içi ilişkilerini evlilik genellemesi halinde anlatıp, henüz aklında böyle bir düşünce olmayanları bile baştan soğutuyor bu güzel nimetten. Diğer taraftan "mutlu evlilik" yaşayanlarsa beklentilerin yükselmesine ve hayali bir hayat vaadine sebep oluyor. Yaşanılan olumsuz şeylerin sebebinin evlilik mi yoksa insanlar ve kendi tutumumuz mu olduğuna karar verip öyle konuşmak gerekiyor diye düşünüyorum. Her insan farklıdır, dolayısıyla her evlilik ve ilişki de , sorunlara çözümler de farklı olacaktır.


              Gelelim kendi sorunlarıma ya da dert ettiğim şeylere. Evlenmeden önce kendimle ilgili ne kadar büyük beklentilerimin olduğunu fark ettim bu süreçte. Tamam bekarken (ve hayatımın tamamında) dağınıktım, düzensizdim ve dalgındım. Ama bunlar evlendikten sonra değişecekti çünkü "mükemmel bir eş" olacaktım. Evim her daim temiz ve düzenli. Mutfağım her gün güzel sofralarda güzel yemeklerin yendiği bir yer olacaktı. Bütün hobilerime vakit ayırabilecek. Arkadaşlarıma kanaviçe hediyeler yapacak, ufak sürprizlerle kimseyi ihmal etmeyecektim. Haftada bir kitap okuyacak, düğünümden itibaren yaşadıklarımızı, bütün ilklerimizi günlüğüme yazacaktım. Bunların tamamını yaparken öğrencilerimi de ihmal etmeyecek ve "mükemmel öğretmen" olabilmek için azami gayret gösterecektim. Peki bunların hangisini tam anlamıyla yapabildim, sanırım hiç birini. Her şeyi yapmaya çalıştıkça hiç bir şeyin hakkını veremediğimi görmek benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Eşim (Allah ondan razı olsun), bunun zamanla olacağını , kendimi bu konuda üzmemem gerektiğini ne kadar söylese de hiç içim rahat olmadı. Yapmam gereken işleri ne bir an önce yapıp bitirdim ne de onları aklımdan çıkarabildim. Bulaşık makinesi boşaltırken, yığılan ütüler, çamaşır atarken, balkonun dağınıklığını, tv izlerken, bir sonraki günün dersine hazırlanmam gerektiği düşünceleri kafamda dolandı durdu. Dolayısıyla yaptığım hiç bir işe kafamı veremedim ve her şey yarım kaldı. Bu durum da ben de "yetememe, yetişememe" duygusu olarak kabuklaştı. Benimle çok yakın zamanlarda evlenen yakın dostlarımla da aynı şikayetlerden muzdarip olduğumuzu gördük. Artık bu durumu kabullenme sürecine giriyorum sanırım. Hiç bir zaman(ev hanımı bile olsam) annem gibi olamayacağımı, her işi dört dörtlük yapamayacağımı, önemli olan eşimle huzurlu ve kaliteli zaman geçirmek olduğunu düşünüyorum. Bu konuda gerçekten benim yaşadığım süreci yaşayan ve sonrasında iç huzuruna ulaşmış birileri varsa onlardan tavsiyeler bekliyorum. Allah sağlığımızla, ailemizle, dostlarımızla imtihan etmesin. Gerisini hallederiz inşallah.