21 Aralık 2015 Pazartesi

Alva Baby / Yıkanabilir Bebek Bezleri

Son yazımın üstünden bir yıldan fazla süre geçmişken uzun sessizliği 6 ay önce doğan kızımın bez meselesiyle bozmak istedim.

Hamileliğim süresince hazır bezlerin zararlarını okuyup yıkanabilir bezlere geçme fikrini araştırdım. Ama etrafımda kullanan kimse olmadığı için internet araştırmalarıyla yetinmek zorunda kaldım. Türkiye'de kumaş bez kullanan, hele bu markayı kullanan anneleri (özellikle Sevgili Bike çok yardımcı oldu sağ olsun.Onun yazısı bu linkte )bulup onların görüşünü öğrenene kadar doğum geldi. Doğum sonrası o yoğunlukta da bir türlü cesaret edemedim derken 6 ay geçti ve biz yıkanabilir bezlere sonunda geçiş yaptık.

Ben sadece bir marka denediğim için onunla ilgili karşılaştırmalar yapabileceğim ama bu ülkemizde olmasa da geniş bir pazar ve bit çok farklı marka var. Alva Baby bir Çin markası. Çin denince hafif bir gerginlik hissediyorsunuz değil mi? Ben de hissetmiştim ama en bilinen kumaş bez markalarının bile Çin de üretim yaptığını okuduktan sonra bu ön yargımdan vaz geçtim. Alva Baby nın kendi sitesi http://www.alvababy.com/ İngilizce ama Çinceden bire bir çevirdikleri için Amerikalıları bile biraz zorlamış. Siteyi karıştıra karıştıra öğreniyorsunuz aslında. Bu benim ilk yurtdışı alışveriş deneyimimdi ayrıca. Hala da nasıl oluyor da okyanus aşırı bir ülkeden "free shipping" yani ücretsiz kargo geliyor aklım ermiyor :) Alışverişinizi kredi kartınızdan yapıyorsunuz ve o günkü dolar kuru neyse o miktarda para çekiliyor. Ben alışverişi yaparken tamam tuşuna basar basmaz bankadan şu an PayPal ödemesi yapıldı bilginiz var mı diye aradılar. Bu güvenlik önlemi hoşuma gitti açıkçası. 50$ ve üzerinde alışveriş yaptığınızda express kargo seçeneğiyle geliyor ki bana tam 9 günde geldi. Kargo şirketi Türkiye ye girdiğinde Aras Kargoya devretmişti paketi. Yani adresi Türkiye adresiniz nasılsa öyle yazıyorsunuz sadece Türkçe karakter kullanmadan.

Yıkama Rutini
Biz 1 buçuk aydır tuvalet iletişimi uyguluyoruz. Ihtiyacı olduğunu fark ettiğimde lazımlığa oturtuyorum ve bazen bezi temiz olduğu için tekrar aynı bezi takıyorum. O yüzden normalden biraz daha az bez tüketiyoruz. 13 adet bezimiz var bize 2 gün yeterli oluyor. 2 günde bir yıkayarak döndürüyorum. Kakalı bezin içini çıkarıyorum ve klozette akıtıyorum. Diğerlerini direkt kovaya koyuyorum. Ben Dalan Roxy matik kullanıyorum ama kendi deterjanımı yapma gibi de bir fikir oluştu. Bulduğum en masum deterjan şimdilik buydu yine de hafif bir deterjan kokusu oluyor. Bir yemek kaşığı kadar deterjan koyup önce durulama yaptırıyorum sonra 40 derecelik programda bir saat ,haftada bir de 60 derecede uzun programda yıkıyorum. Kumaş bezlerin kullanımında dikkat edilmesi gereken bir nokta da yumuşatıcı kullanmamak. Bezlerin emiciliğine azaltıyor. Eğer kurutma makineniz varsa büyük kolaylık olacaktır ama bizde yok ben kalorifer yanına asarak kurutuyorum. Milrofiber insertler ve bambu olmayan dış bezler sabaha kuru oluyor. Bambu bezler daha uzun sürede  kuruyor(kış şartlarında).

Ilk aşamada 5 adet bez ve ayrıca 4 adet insert(iç bez) aldım. Bunların hepsini markanın farklı modellerinden seçtim ki hangisini kullanabileceğimi göreyim. Hepsinin ortak özelliklerinden bahsetmek gerekirse. Bezler tek beden (one size) 3-15 kg arasında kullanımı olduğu bilgisi olsa da ben 3 kiloluk bir yeni doğana çok büyük olacağını düşünüyorum. Bir de o simsiyah mekonyum bezlerden nasıl çıkar bilmiyorum :) ama bebekler 1-2 aylık olduğunda anneler de biraz gözlerini açtılarsa başlanabilir. Bendeki modellerin hepsi çıtçıtlı (hem bel hem boy çıtlarla ayarlanıyor) ve hepsi cepli(pocket diaper). Cepli bezin içine iç bez(insert) konularak kullanılıyor. Kızım 7,5kg ve 68 cm fotoğraflardaki ayarda bağlıyorum. Bezler kağıt(hazır) bezlere göre daha büyük oluyor bebekte. Ama ben Huggieus kullandığım için çok fark olmadı. (Huggies en kalın hazır bezmiş).

1. Standart Düz Renk Bez (Pure Reusable Cloth Diaper + 3 layer mikrofiber insert)



Markanın en uygun fiyatlı bezi (yeni doğan bezlerini saymazsak). 4.79$ Dış kısmı PUL denen sıvı geçirmeyen bir kumaş. İçiyse polyester. Bu standart bezler içinde bir adet mikrofiber bezle geliyor isterseniz farklı iç bez(insert) seçip alabiliyorsunuz tabi ki fiyat değişiyor. İçinin polyester olması çok hoş bi izlenim uyandırmıyor ama kullanırken bu kumaşın özelliği sayesinde bebek ıslaklık hissetmiyor dokunduğunuzda neredeyse kuru bi his sağlıyor. 3 katlı mikrofiber iç bezse aynı toz bezlerinin dokusuna sahip :) Dış ve iç bez en hızlı kuruyan bezlerden biri. Hem iç hem dış bez makineden yarı kuru gibi çıkıyor. Bu kurutma makinesi olmayanlar için bir avantaj. Ama bazı bebeklerin bu polyester maddeye hassasiyeti olabiliyormuş. Eğer atopik , hassas ciltli bir bebeğiniz varsa tercih etmeyebilirsiniz.


Bu bezlerin desenli olanları çok daha hoş ve desen seçeneği çok fazla.




2. İç Bezin Dikili Olduğu Bez (All In One + sewn in 4 layer bamboo insert)



Kumaş ilk Bahsettiğim bezle aynı. Ama diğer bezlerde iç bezi cebin içine yerleştirirken bu bez içe dikilmiş olarak geliyor. Kullanım sırasında bezin içeride toplanması ve kayması durumu olmadığı
için pratik gibi ayrıca yıkarken çıkarıp takma derdi de yok ammaa çookk zor kuruyor. Içinde 4 kat bamboo insert var malum. Kaloriferin üstüne koymama rağmen gece yıkanan
 bezi sabah kullanamıyorum. Ayrıca tasarım olarak da farklı. Daha az çıt çıt var bu yüzden bebeğe ya çok dar ya çok bol olabiliyor. Bu bezin tek sevdiğim kısmı bacaklarında ekstra bir lastikli kısım dahavar böylece iki kere kavrıyor bacağı. Yine de benim tekrar almayacağım bir model oldu kuruma problemi olmasaydı beden sorunu yüzünden yine de sevmezdim sanırım.







3. Renkli Çıtçıtlı Bez (All in 2 with Double Gussets + snaps in 3 layer bamboo)

Bezlerin kumaşları üstteki bezlerle aynı ama tasarımı çok farklı. Çift lastik(bariyer) var bu da sızıntıları engellediği için bir artı. Insert diğer bezlerde sırt kısmındaki cepten yerleştirilirken bu bezde hem ön hem arka kısmında açıklık var. Ve bu bezin insertleri çıt çıtla beze sabitleniyor. Bunun yıkamdada kolaylık olduğunu iddia ediyorlar. Böylece içinden çıkarmanıza gerek yok yıkanırken kendisi çıkıyor diyorlar ama ben bu Açıdan gereksiz buldum yani insertleri bezden çıkarmak niye o kadar büyük külfet olsun ki? Renkli çıt çıtlarsa anneden başka biri bebeğin altını değiştiriyorsa hangi kademede olduğunu ona söylemek için uygulanmış. Ben bu amacı da gereksiz buldum ama estetik olarak güzel görünmüyor. Ayrıca çıtçıt sayıları da standart bezlerden farklı. Diğerlerinde 3 adet boy ayarı varken bunda 4 var. Böylece yeni doğan bebeklere de uyuyor (YouTube videolarında gördüğüm kadarıyla) tamamen küçültülünce. Bu bezde hoşlanmadığım kısımlarsa içindeki ceplerin üzerine gelen kapaklar bağlarken kıvrılıp bezden çıkıyor buna dikkat ederek bağlamak gerekiyor. Bir de daha büyük duruyor diğerlerine göre.



4. Siyah Bambu Bez ( Bamboo Charcoal Cloth diaper + 4 layer bamboo charcoal insert)


 En ilginç bez, çünkü içi simsiyah. Siyah olması hoş bir his bırakmıyor beyazın o temiz, saf duygusundan çok uzak. Charcoal denen olayı uzun uzun anlatamayacağım ama nano teknolojiyle kömür tozu kullanılmış. Insert de aynı şekilde siyah. Tüm insertler içinde en emici olan 5 kat siyah insert. Bu bezin en sevdiğim tarafı çok çabuk kuruması. Bi kaç saatte kullanıma hazır oluyor. Bende bir adet var özellikle ekstra emiciliğe ihtiyaç duyduğumda kullanıyorum.



5. Dışı kadife bez (Minky Print Cloth Diaper)



Ilk bezle tek farkı dış yüzeyi. Minky yüzey hafif tüylü ve yumuşacık. İç yüzeyi ve insert, standart bezlerle aynı. Ben desenli bezlere bu yüzeyi çok yakıştırdım.

6.Bambu Bez (Bamboo Diaper+bamboo insert)


Bezlerin iç yüzeyi ve iç bezleri bambu. Standart bezlere göre bu yüzden daha uzun sürede kuruyorlar ama bazı bebeklerin cildi polyestere hassas olduğu için bu bezler daha sağlıklı diye düşünülebilir.

Dış bezler bu şekilde. Bir de işimizi kolaylaştıracak yardımcı ürünler var.

1.Atılabilir Kağıt Bez(Flushable Viscose Liner)

Bu ek gıdaya geçtikten sonrası için daha kullanışlı olan annelere kolaylık sağlayan bi bez. Olmazsa olur ama daha çok iş yükü çıkabilir. Yapısı ıslak mendillere benziyor bebeğin tenine değen yüzeye konuluyor ve kakanın katı kısmının beze yapışmasını engelliyor. Direkt wc ye atabiliyorsunuz çözünebiliyor. Ben en çok yoğun olarak kaka yaptığımız sabah uyku sonrası kullanıyorum. Tek kötü tarafı normalde çok hissedilmeyecek ıslaklığı daha hissedilir bi seviyeye çekmesi. Ben bu sebeple her bezde kullanmıyorum.

2. Bez Çantası(Wet/Dry Bag)


Bezlerin dış yüzeyindeki su geçirmez PUL denen kumaştan bir çanta. Fermuarlı ve iki gözü var birine temiz bezi diğerine kirliyi koyabilirsiniz.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Umarım ben de cesaret edemeyen birileri için yardımcı olabilmişimdir. Sorularınızı yorum olarak bırakırsanız yardımcı olmaya çalışırım.




2 Temmuz 2014 Çarşamba

KELEBEKLİ KANAVİÇE HAVLU

Bu havluyu iki hafta süren kronik farenjitimin en yoğun olduğu günlerde hastalığı unutmak için işledim aslında. Hastayken başka şeylerle uğraşmadığım zaman iyice çekilmez bir insan oluyorum diye düşünerek hemen bitiverecek sevimli bişiler yapmak istedim. Şablon arşivimde "işlemeliyim" diye ayırdığım klasöre baktığımda bu kelebekleri gördüm. Elimdeki iplerle işleyeceğim için (çoğu zaman olduğu gibi) bir kaç denemeyle renklerine karar verdim. Elimde de işlemeye hazır etamin havlu olunca yan  yana dizi verdim kelebekleri. 








30 Haziran 2014 Pazartesi

ÖĞRENCİLERİMİN ELLERİNDEN ETAMİN KİTAP AYRACI

Ben ortaokuldayken Ev Ekonomisi ve İş Teknik diye derslerimiz vardı. Seçmeli olan bu dersler bana göre diğer derslerin yorgunluğunu attığımız, bir şeyler ürettiğimiz için çok eğlenceli ve faydalı olurdu. Evde hala kullanılmayı bekleyen ve kullanılan eşyalar var bu derste yaptığım. En güzel tarafıysa yıl sonunda açılan sergi olurdu. Halk Eğitim Merkezlerinin sergileriyle yarışacak kadar çok ve kaliteli işler olurdu. Yaptığın şeylerin sergiye seçilmesi ve sergilenmesiyse ayrı bir gururdu. Tüm bunları düşünerek İngilizce öğretmeni olduğum okulumda (ne alakaysa di mi :) ) böyle bir etkinlik yapabileceğim aklıma geldi. Malum artık TEOG a dönüşen liselere geçiş sınav sistemiyle nisanın sonunda özellikle 8.sınıflarımızın omzundan büyük bir yük kalkmış oluyor. Ben de bu süreci etamin, kanaviçe işlemeyi öğretmek için kullanmak istedim. Öğrencilerim zaten daha önceki okulumda yaptığımız benzer çalışmayı gördükleri için çok istekliydiler. Öğlen araları müsait oldukça toplanarak her boş vakti bu işe ayırarak mütevazi bir koleksiyon yaptık kısa zamanda. Bahar şenliği için yapılacak yiyecek içecek satışının yanında küçük bir masayla gençler yaptıkları işlerle okullarına katkıda bulundular ve en önemlisi bu işten büyük keyif aldılar. O kadar kısa bir zamanda tükendiler ki hem fiyatını azcık daha pahalı yapmadığmıza hem de sayıyı az tuttuğumuza pişman olduk. Gelecek yıl için biraz daha kapsamlı bir şeyler yapmam için de cesaret oldu gerçekten.








Bu fotoğrafla ilgili bir şeyler söylemden geçemeyeceğim. Gördüğünüz gülü 8.sınıflardan bir delikanlı işledi hem de bir öğretmen arkadaşımıza hediye etmek için. Biz kızlarla bu işe sarmışken beyler " biz de yapabiliriz ne var onda" gibi meydan okumalarla aldılar ellerine kanaviçeyi ve hepimizi şaşırtan yetenekler çıktı ortaya :) 


Güzel yürekli çocuğum da kendi kendine Soma yazmış. Gelip göstermedi bile tesadüfen gördüm ve şu notla ig de paylaşmıştım : "Etrafımdaki duyarsızlıktan öleceğimi sandığım bir anda sevgili öğrencimin yaptığı geleceğe tekrar umutla bakmamı sağlayan ayracı. Okuldaki #etamin #ayraç furyasına #soma yazarak katılmış güzel yürekli çocuk." 

29 Nisan 2014 Salı

BİR/BU GÜN BİR FİLM İZLEDİM...

Beni bu kadar iyi tanıyan bir arkadaşımın olmasına duyduğum mutluluğu tarif edebileceğimi sanmıyorum şu an. Dün önerdiği , izlememi sıkı sıkı tembihlediği filmi bir kaç dk önce bitirdim. En son ne zaman böyle hissettiğimi hatırlamıyorum ama beni bilen en az bir kişinin varlığı hissettiğim tüm yabancılaşmayı sildi süpürdü sanki. Son 9 ayda bulamadığımı aslında hiç aramamam gerektiğini fark ettim. Aynı tutkulara sahip, aynı şeylerden beslenen biriyle tanışmam gerektiği fikrine neden kapılmışım ki şimdiye kadar? Halbuki bu hayal kırıklığımı beslemektense zaten hayatımda olan ve varlıklarına şükrettiğim insanlara daha çok yoğunlaşmalıymışım.
Bu filmin iyi geleceğinden emin vakit kaybetmeden izledim ve gülümsememe mani olamıyorum filmin ilk dakikasından beri. Muhterem, tekrar teşekkür ederim...



31 Mart 2014 Pazartesi

Üç Aylık Kitap Hasılatı


2013' te maalesef çok az kitap okudum. Bunun en büyük sebebi düğün hazırlıkları ve yoğun ders programımdı. Yine de bu yıl ki kadar planlı olsaydım daha çok okuyabilirdim diye de öz eleştiri yapıyım. Bu yıl hedefim 40 kitap ve bu hedefe ulaşmak için beni motive edecek güzel siteler keşfettim. İlki Vikitap. Sergül Kato'nun blogunda görüp üye olduğum ve en sık ziyaret ettiğim sayfalardan biri olan "Kitapseverlerin Sosyal Kütüphanesi". Okuduğum kitapları arşivlemek, onlarla ilgili quizler çözmek ve kitap okuma hedefime yavaş yavaş yaklaştığımı görmek bu sitede en çok sevdiğim şeyler. Bazı eksiklikler ve alt yapı sorunları olmasıyla birlikte zamanla daha kaliteli bir hal alacağını düşünüyorum. Vikitap'taki kullanıcı adım: lalci. Bir diğer siteyse Goodreads. Vikitap'ın neredeyse birebir kopyaladığı orijinal platform. Her ne kadar orijinal olan, kaliteli olan Goodreads olsa da söz konusu kitaplar olduğunda ana dilimi kullanmak ve okumak daha keyifli geliyor. Bu yüzden ikisinde de paralel güncellemeler yapmama rağmen Vikitap'ta daha çok vakit geçiriyorum. 
Gelelim 2014'ün ilk üç aylık döneminde okuduklarıma.


1. Korkma Ben Varım/ Murat MENTEŞ:(bir türlü bulamadığım için fotoğrafta yok) Murat Menteş'in okuduğum 3 romanından en romantik olanıydı. Düblörün Dilemmasını fazla hatırlamamakla birlikte ben Ruhi Mücerretten biraz daha fazla keyif aldım. 
2. Bir Adam Girdi Şehre Koşarak/Tarık TUFAN: Yazısını okumak isterseniz tık tık.
3. Ruhi Mücerret/ Murat MENTEŞ: Yazısını okumak isterseniz tık tık.
4. Osmancık/ Tarık BUĞRA: Yıllar önce babamın kendi için aldığı Tarık Buğra romanlarından biriydi. Ben ilkokulda olduğum için bana dokunmamıştı ama hatırladığım kadarıyla orta okuldaki ağabeyime zorla okutturmuştu. (Kendisi hâla kitaplarla barışamamıştır :) Kitaplığımızda hep olmasına rağmen sırası gelip de bir türlü okuyamadım bu romanı ta ki Kastamonu 'da düzenlenen kitap okuma yarışması kitap listesinin içinde yer alana dek. Listede adını gördüğümde gülümsedim. Zamanında zorla okumaktan kurtulmuştum ama yine bir şekilde okumak zorunda kaldım ama iyi ki de kalmışım diyorum. Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey'in nasıl bir ortamda yetiştiği nelerden beslendiği, eski Türk gelenekleri, kadınların aile hayatındaki yeri gibi ilgimi çeken bir çok konuda bilgi sahibi oldum. 
5. Posta Kutusunda Mızıka/A.Ali URAL: Tekrar tekrar okumak istediğim bir kitap daha. En çok da dostlarıma hasretimin arttığı zamanlarda elime alacağım sanırım.
6. Küçük Prens/ Antoine de Saint: Daha önce okumadığım için utandığım kitaplardan biri. Böylesine masum bir çocuk öyküsünü tekrar tekrar okumaya ihtiyacım olacak biliyorum. 
7. Nar Ağacı/ Nazan Bekiroğlu: Kitap yarışması vesilesiyle 2. kez okudum. Geçen yıl ki yazı için tık tık.
8. Katre-i Matem/ İskender PALA: Kitap yarışması için 2. kez okuduğum başka bir kitap. İskender Pala kitaplarını, üslubunu, motiflerini seviyorum. Lale devrinde yaşanan bir cinayetin çözülme aşamalarını hiç okumamışım gibi heyecanla okudum yeniden.
9. Küçük Ağaç'ın Eğitimi/ Forrest Carter: Bir Çeroki(Kızılderili) olan dedesi ve büyükannesiyle birlikte dağda geçirdiği çocukluğunu yine çocuk ağzıyla anlatmış yazar. Kitap bir otobiyografi. Bir eğitimci olarak altını çize çize okudum. Çocuk yetiştirmeyle ilgili kitaptan alınacak çok şey var.
10. Mimoza Sürgünü/ Nazan Bekiroğlu: Nazan Hocanın denemelerinden oluşan bir kitap. Özellikle Nar Ağacı'nın yazım sürecinde gezdiği şehirlerde yaşadıkları ve hissettiklerinin de olması bana Nar Ağacı'nın kamera arkasını okuyormuş hissini verdi. Özellikle kitabın son bölümünde Kudüs seyahatini anlattığı yazıda içimden "Keşke Mekke ve Medine tasvirleri de yapsaydı."diye geçirdim ve bir sonraki yazıyı gördüğümde göz yaşlarıma engel olamadım. Diline, yüreğine sağlık...


Evde kitap okumayı en çok sevdiğim mekan. Solumda kitaplığım, sağımda çiçeklerim, varsa gün ışığı yoksa lambaderin sıcak sarısı. Bol kitaplı günler dilerim...

30 Mart 2014 Pazar

Kanaviçe Hat Tablolar



Uzunca bir süre sonunda tablolarım duvarda yerlerini aldılar. Geçen yıl başladığım ama yarım bıraktığım "Maşallah" tablosunu 15 tatilin ikinci haftası, eşimin "Herkese her şeyi yaptın, benim en çok beğendiğim işi yarım bıraktın." sitemiyle bir gayret bitirdim. Es Selam"" lafzı ise Maşallah bittikten sonra beraber çerçeveletip takım yaparım düşüncesiyle bir yıldır dolap bekliyordu. İşlerken aynı renklerde yapmamın sebebi birlikte asarız düşüncesiydi ama evimize yerleştikten sonra ayrı ayrı asmanın daha iyi olacağına karar verdik.

 Allah'ın isimlerinden biri olan Es Selam'ın anlamı ; "Her türlü tehlikeden selamete çıkaran. Cennete ki bahtiyar kullarına selam eden." demek. Eve girdiğimizde selam vermeyi unutmamak ve misafirlerimizi de selamla karşılamak için bu tablonun evin girişinde olmasına karar verdik. Örneği Kanaviçe Dergisinin 11. sayısından işledim,  "El-Mü'min" lafzıyla birlikte yer alıyor dergide. Hatta o sayıyı sırf bu tabloyu işlemek için almıştım, aldığım ilk dergilerden biridir.


"Maşallah" da Kanaviçe Dergisinin 23.sayısında yer alıyor. İşlemelere başlamadan önce renk geçişi yok çabucak bitiririm diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Aynı şeyin tekrarını yapmak bana göre değilmiş anladım. Ben daha çok puzzle gibi ilk bakıldığında anlaşılmayan ama bittiğinde ne kadar güzel olacağını hayal ederek heyecanlandıran işleri seviyorum. Böyle işlerde bütünü görebildiğim için çok istekli olmuyorum sanırım. Paspartu rengi içime sinmese de kendi yaptığım ve yaparken evimizde hayal ettiğim bu iki tabloyu çok sevdim.









1 Şubat 2014 Cumartesi

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak / Tarık TUFAN



 Tek başına Anna Tarık Tufan'ı sevmek için yeterliydi. Çünkü öğrencilik hayatımın son ve en zor yılını onu dinleyerek, her dinlediğimde kalbime yayılan ferahlığıyla bitirdim. Mp3 e rastgele çalan şarkıların arasında, muhtemelen bir otobüste ayakta ya da derse yetişmek için kampüste koşarken ve ya 45 dk öğrencilerini bekletmeyi normal zanneden anormal hocaları beklerken "Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin  adıyla başlayan adamlarız Anna." cümlesini duyar ciğerlerimin oksijenle dolduğunu, ruhumun yükseldiğini hissederdim. Hal böyleyken Anna'nın bulunduğu bu kitabı okumak bugünlere nasipmiş demek ki. 118 sayfacık bu kitabı geç de olsa okuduğum için mutluyum.



Ve İsmail Kılıçarslan yorumuyla Anna...




14 Ocak 2014 Salı

Çarpı İşi Cupcake Mutfak Havlusu

         

        Evlendikten sonra yaşadığın şehir de değişmişse tuhaf bir yalnızlık hissi yaşıyor insan. Tanıdığın tek kişi eşin oluyor ve buna alışacağını düşünüyorsun. Ama zaman geçtikçe hiç olmazsa bir arkadaşım olsaydı, " bir şiir miktarı oturabileceğim" diye düşünmeye başlıyorsun. Yaşadığın en güzel dönemi de paylaşabileceğin bir arkadaş ihtiyacı hiç bitmiyor, dostların hasreti hiç bitmiyor. Derken frekansı tutturabileceğini düşündüğün biriyle tanışıveriyorsun. Çok fazla vakit geçiremesek de görüştüğümüz kısıtlı zamanlarda keyifli sohbet edebildiğim Mualla'ya , getirdiği el emeği baklavaların tabağını boş vermek istemedim ve bu küçük mutfak havlusunu işledim. Yeni evlerinde güle güle kullanır umarım.