kanaviçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanaviçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2014 Çarşamba

KELEBEKLİ KANAVİÇE HAVLU

Bu havluyu iki hafta süren kronik farenjitimin en yoğun olduğu günlerde hastalığı unutmak için işledim aslında. Hastayken başka şeylerle uğraşmadığım zaman iyice çekilmez bir insan oluyorum diye düşünerek hemen bitiverecek sevimli bişiler yapmak istedim. Şablon arşivimde "işlemeliyim" diye ayırdığım klasöre baktığımda bu kelebekleri gördüm. Elimdeki iplerle işleyeceğim için (çoğu zaman olduğu gibi) bir kaç denemeyle renklerine karar verdim. Elimde de işlemeye hazır etamin havlu olunca yan  yana dizi verdim kelebekleri. 








30 Haziran 2014 Pazartesi

ÖĞRENCİLERİMİN ELLERİNDEN ETAMİN KİTAP AYRACI

Ben ortaokuldayken Ev Ekonomisi ve İş Teknik diye derslerimiz vardı. Seçmeli olan bu dersler bana göre diğer derslerin yorgunluğunu attığımız, bir şeyler ürettiğimiz için çok eğlenceli ve faydalı olurdu. Evde hala kullanılmayı bekleyen ve kullanılan eşyalar var bu derste yaptığım. En güzel tarafıysa yıl sonunda açılan sergi olurdu. Halk Eğitim Merkezlerinin sergileriyle yarışacak kadar çok ve kaliteli işler olurdu. Yaptığın şeylerin sergiye seçilmesi ve sergilenmesiyse ayrı bir gururdu. Tüm bunları düşünerek İngilizce öğretmeni olduğum okulumda (ne alakaysa di mi :) ) böyle bir etkinlik yapabileceğim aklıma geldi. Malum artık TEOG a dönüşen liselere geçiş sınav sistemiyle nisanın sonunda özellikle 8.sınıflarımızın omzundan büyük bir yük kalkmış oluyor. Ben de bu süreci etamin, kanaviçe işlemeyi öğretmek için kullanmak istedim. Öğrencilerim zaten daha önceki okulumda yaptığımız benzer çalışmayı gördükleri için çok istekliydiler. Öğlen araları müsait oldukça toplanarak her boş vakti bu işe ayırarak mütevazi bir koleksiyon yaptık kısa zamanda. Bahar şenliği için yapılacak yiyecek içecek satışının yanında küçük bir masayla gençler yaptıkları işlerle okullarına katkıda bulundular ve en önemlisi bu işten büyük keyif aldılar. O kadar kısa bir zamanda tükendiler ki hem fiyatını azcık daha pahalı yapmadığmıza hem de sayıyı az tuttuğumuza pişman olduk. Gelecek yıl için biraz daha kapsamlı bir şeyler yapmam için de cesaret oldu gerçekten.








Bu fotoğrafla ilgili bir şeyler söylemden geçemeyeceğim. Gördüğünüz gülü 8.sınıflardan bir delikanlı işledi hem de bir öğretmen arkadaşımıza hediye etmek için. Biz kızlarla bu işe sarmışken beyler " biz de yapabiliriz ne var onda" gibi meydan okumalarla aldılar ellerine kanaviçeyi ve hepimizi şaşırtan yetenekler çıktı ortaya :) 


Güzel yürekli çocuğum da kendi kendine Soma yazmış. Gelip göstermedi bile tesadüfen gördüm ve şu notla ig de paylaşmıştım : "Etrafımdaki duyarsızlıktan öleceğimi sandığım bir anda sevgili öğrencimin yaptığı geleceğe tekrar umutla bakmamı sağlayan ayracı. Okuldaki #etamin #ayraç furyasına #soma yazarak katılmış güzel yürekli çocuk." 

30 Mart 2014 Pazar

Kanaviçe Hat Tablolar



Uzunca bir süre sonunda tablolarım duvarda yerlerini aldılar. Geçen yıl başladığım ama yarım bıraktığım "Maşallah" tablosunu 15 tatilin ikinci haftası, eşimin "Herkese her şeyi yaptın, benim en çok beğendiğim işi yarım bıraktın." sitemiyle bir gayret bitirdim. Es Selam"" lafzı ise Maşallah bittikten sonra beraber çerçeveletip takım yaparım düşüncesiyle bir yıldır dolap bekliyordu. İşlerken aynı renklerde yapmamın sebebi birlikte asarız düşüncesiydi ama evimize yerleştikten sonra ayrı ayrı asmanın daha iyi olacağına karar verdik.

 Allah'ın isimlerinden biri olan Es Selam'ın anlamı ; "Her türlü tehlikeden selamete çıkaran. Cennete ki bahtiyar kullarına selam eden." demek. Eve girdiğimizde selam vermeyi unutmamak ve misafirlerimizi de selamla karşılamak için bu tablonun evin girişinde olmasına karar verdik. Örneği Kanaviçe Dergisinin 11. sayısından işledim,  "El-Mü'min" lafzıyla birlikte yer alıyor dergide. Hatta o sayıyı sırf bu tabloyu işlemek için almıştım, aldığım ilk dergilerden biridir.


"Maşallah" da Kanaviçe Dergisinin 23.sayısında yer alıyor. İşlemelere başlamadan önce renk geçişi yok çabucak bitiririm diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Aynı şeyin tekrarını yapmak bana göre değilmiş anladım. Ben daha çok puzzle gibi ilk bakıldığında anlaşılmayan ama bittiğinde ne kadar güzel olacağını hayal ederek heyecanlandıran işleri seviyorum. Böyle işlerde bütünü görebildiğim için çok istekli olmuyorum sanırım. Paspartu rengi içime sinmese de kendi yaptığım ve yaparken evimizde hayal ettiğim bu iki tabloyu çok sevdim.









14 Ocak 2014 Salı

Çarpı İşi Cupcake Mutfak Havlusu

         

        Evlendikten sonra yaşadığın şehir de değişmişse tuhaf bir yalnızlık hissi yaşıyor insan. Tanıdığın tek kişi eşin oluyor ve buna alışacağını düşünüyorsun. Ama zaman geçtikçe hiç olmazsa bir arkadaşım olsaydı, " bir şiir miktarı oturabileceğim" diye düşünmeye başlıyorsun. Yaşadığın en güzel dönemi de paylaşabileceğin bir arkadaş ihtiyacı hiç bitmiyor, dostların hasreti hiç bitmiyor. Derken frekansı tutturabileceğini düşündüğün biriyle tanışıveriyorsun. Çok fazla vakit geçiremesek de görüştüğümüz kısıtlı zamanlarda keyifli sohbet edebildiğim Mualla'ya , getirdiği el emeği baklavaların tabağını boş vermek istemedim ve bu küçük mutfak havlusunu işledim. Yeni evlerinde güle güle kullanır umarım.







2 Ocak 2014 Perşembe

Talihsiz Bir Antika Gelin Arabası Hikayesi ve Kanaviçe Çerçeve

Başlığı uzun bir düşünme süreci sonucunda ancak bu kadar kısaltarak atabildim :) Başlıkta da olduğu gibi gelin arabası hikayesinden başlamak istiyorum. Çocukluğumdan beri hep klasik sarı bir vosvosum olsun istemişimdir. Bu istediğimi her belirttiğimde babamdan farklı tepkiler alırdım ki bunlardan biri de "Bi tamirciyle evlenmen lazım o zaman!"dı. Yıllar sonra ne kadar haklı olduğunu tam da düğün günümde hep beraber görmemiz de unutulmayan bir anı oldu. Düğün yaklaştıkça gelin arabası için antika bir araba istediğimi belirtmiştim eşime ama olmazsa da fark etmeyeceğini illa osun diye tutturmadığımı da eklemiştim. Ama kıymetli eşim sağ olsun ne yapıp edip (tosbi olmasa da) bir araba buldu; mavi bir Chevrolet İmpala.


Araba düğün günü yaklaşık 150 km virajlı bir yol gideceği için de bir hafta önceden bakıma sokuldu, lastikler değiştirildi vs. Bunca hazırlıktan sonra işin talihsiz kısmı nerede derseniz? Gelin alma için eşimin evinde toplanan konvoy arabaları bizim evin önünü gayet sorunsuz bir şekilde geldiler. İçeriden korna seslerini duyuyoruz garip bir heyecan içindeyim derken damat bir türlü yukarıya çıkmıyor. Bu arada kızlar camdan arabanın fotoğrafını çekip bana gösteriyorlar "Ayy çok hoşş!" diyerek. Biraz bekledikten sonra eşim yakın arkadaşı ve aynı zamanda sadıcıyla oda kapısında göründü. Beni gördüğündeki yüz ifadesi tek kelimeyle panikti ve ilk cümlesi de "Araba bozuldu, kapıyı kapatınca su boşaldı, çalışmıyor!" oldu. Ben tabi ki "Boşver önemli değil!" diyerek sakinleştirmeye çalışsam da o asansörden inip değişen gelin arabasına binene kadar sürekli aynı cümleyi farklı şekillerde söylemeye devam etti. Hatta öyle ki kapıdan çıkıp dua edildiği bütün gelinlerin ağladığı o anlarda beni bir gülme aldı :) İyi ki yüzüm kapalıydı diyorum şimdi (duvaktan başka kalın bir örtüyle, yöresel bir gelenek). Eşimden dinlediğim kadarıyla bizim evin önüne geldiklerinde arabadan inip kapıyı kapattığı anda arabadan kol kalınlığında foşur foşur sular akmaya başlamış arabanın sahibi ve şoförü de çaresiz kalmış. Hemen üzerindeki süsleri çıkarıp başla bir arabaya takmaya başlamışlar. Biz indiğimizde ben kapıya hala bir şeyler bağlamaya çalışan birinin neredeyse tepesinden atlayarak bindim arabaya. Bütün düğün boyunca yaşadığımız tek talihsizlik bu oldu. Bunu da "nazar çıktı"diye yorumladı herkes. Bunun gibi aksiliklere hazırlıklı olmak lazım ve bunların moralinizi bozmasına izin vermemek durumundayız. Mesela bu olayda "ya çarşının ortasında olsaydı" diyerek teselli bulmuştum :)


Gelelim model arabaya. Sanırım Limango'nun kampanyalarından birinde antika model arabaları görünce acaba bizim araba var mıdır diye baktım ve tek kapılı olanını buldum. Üstelik rengi bile aynıydı. Hemen aldım ve geldiğinde sevmelere doyamadık. Şimdi her gördüğümde yaşadığımız trajikomik olay aklıma geldiği için gülümsüyorum.

Baş harflerimizin, düğün tarihimizin yazılı olduğu çifte kumruları geçen yıl işlemiştim. Şablonunu internetten beğenip kaydetmiştim ve bilgisayardan yakınlaştırarak işledim.  Geçenlerde İstanbul'dan aldığımız üçlü çerçevelerin en büyüğüne bu işlemenin çok yakışacağı fikri geldi aklıma. Hemen işlemeyi çıkardım düğün tarihimizi ekledim altına ama kumaşın kare olduğu için çerçeveye küçük geldiğini fark ettim. Evdeki keçelerden ve havlu kenarında kullandığım dantelden ulama yaptım, iyi ki kumaş yetmemiş diyorum, bu halini daha çok sevdim.


31 Aralık 2013 Salı

Çarpı İşi Havlu/ Cross Stitch Towel

Bu havlu, birlikte 8 ay gibi kısa bir okul dönemi geçirdikten sonra farklı şehirlerde yaşadığımız ve görüşemediğimiz, uzun yıllar boyunca aynı yazarlardan aynı filmlerden aynı felsefelerden beslendiğimiz 6.sınıfımı bir tek onun ismiyle bile özetleyebileceğim arkadaşım için işlendi. İnsan büyüdükçe yeniliklere de yeni dostlara da kapanıyor sanırım. Sahip olduklarımızı kaybetme korkusu daha çok ağır basıyor. Böyle hislere sahipken ve bana ihtiyacını da hissediyorken biraz olsun yüzünü güldürebileceğim bir şeyler yapmayı düşündüm ve ortaya bu havlu çıktı. 





















Mavi balonlu olan arkadaşım oluyor sarı elbiseliyse ben oluyorum. Kendisi Vikitap'ta mavi balon adıyla bulunuyor. Bu yüzden bu balonlu kızın onu ok mutlu edeceğini düşündüm. Ben de kendime sarı pötikareli bir elbise yaptım aynı çocukluğumdaki elbisem gibi. Aradaki boşluğa aradığım Türkçe sözü bulamayınca Aristotales'in bu güzel sözünü yazdım. Umarım baktıkça mutlu olacağı bir hediye olmuştur.


17 Kasım 2013 Pazar

ÇARPI İŞİ ALIŞVERİŞ LİSTESİ


Evlenmeden önce yapmak isteyip de mutfağımla uyumsuz olursa korkusuyla yapmadığım bu panoyu, puanlı masa örtümü serdiğimde "Artık yapmalıyım!" diyerek başladım. İşlemesi ve duvara asılması toplamda bir kaç saatimi alan ama her bir ihtiyacı yazdıkça mutlu olduğum, misafirlerimin de çok beğendiği bu pano evlendikten sonra evime yaptığım ilk iş oldu. Deseni google aramaları sonucunda görüp kaydetmiştim resme bakarak çıkardım. Çerçeve ise İkea'nın ucuz sıkıştırılmış kartondan olan çerçevelerinden biri. Daha önce "ben bunla birşey yaparım ki" diyerek alıp beklettiklerimden. Her şey bittiğinde etamini kumaşa dikmediğimi fark ederek şok olmuştum ve iğneleme çözümü gelmişti aklıma ilk. Şimdi "iyi ki dikmemişim" diyorum çünkü çok daha uyumlu bir şablon bulursam değiştirebilirim diye düşünüyorum. Yapmak isteyenler için yakın fotoğrafını da ekliyorum. Gerçekten çok kolay bir örnek.






23 Mart 2013 Cumartesi

Heidi ve Peter




Uzun kış gecelerinin sonuna geldik ki bu da el işleriyle uğraşılacak daha az zaman anlamın geliyor. Bu kışı diğer kışlarla karşılaştırdığımda daha verimli geçirdiğimi düşünüyorum. Yine de daha az pc açmayı,daha çok kitap okumayı ve hobilerimle uğraşmayı isterdim. Umarım gelecek kışı "hamarat taze gelin" sıfatıyla geçirebilirim :)
Kanaviçeye iyiden iyiye sardıkça konuyla ilgili yerli-yabancı blogları daha çok takip ettiğim bir gerçek. Öyle güzel şeyler yapılıyor ki, onları yapmak için daha çok zamanım olsaydı diye düşünmeden edemiyorum. Ama sanırım en çok yoğun olduğun zamanlardan arttırarak yapılan işler kıymetli oluyor. Konumuza dönersek, kanaviçe işlemenin ilk ve en önemli basamağı şablon bulmak gerçekten bazen çok zor olabiliyormuş. Bloga adını veren Heidi li bir şablon bulmak için epeyce araştırma yaptıktan sonra, "şablonu kendim yapayım o zaman" sonucuna ulaştım mecburen. Gerçek insan fotoğrafları bile şablon olabildiğine göre bunu yapan bir program olmalı derken PM Stitch Creator 3.0 isimli programın deneme sürümünü buldum. İstediğiniz resmi yüklüyorsunuz ve program size şablonunu çıkarıyor. Tabi bu kadar basitçe değil, boyutları, renk sayısı vb özellikleri siz belirliyorsunuz. Benim gibi acemi biri için deneme yanılma yöntemine açık bir program. Ama ben çizgi film karakteri çalışacağım ve çok az renk geçişi olduğu için şanslıydım. Bir kaç değişiklikle istediğim şablona ulaştım. Ten rengi hariç renkler evde olduğu için hemen işlemeye başladım. Gerçekten işlerken çok keyif aldım. İşlediğim şeyleri nerede kullanacağıma hâla karar veremesem de hazır bekliyor olduklarını bilmek çok güzel. Heidi ve Peter'in o güzel sevgilerini hep hatırlayalım diye sık sık görebileceğimiz bir yerlerde olacağından eminim.


24 Şubat 2013 Pazar

AİLEMİZE ÇEYREK YÜZYIL SONRA GELEN İLK BEBEK


Başlığı açıklamayla başlamalıyım sanırım. Biz dört kuzeniz. Abim ve ben, iki de halamın kızları. Kuzenler içinde en küçük benim en büyükse halamın kızı. Aramızda evli olan sadece o olduğu için de aileye benden sonra bebek gelmedi. Bizimkiler de hala bizim bebekliklerimizi, doğumumuzu başa sarıp sarıp anlatıp duruyorlar. Herkesin sayısını dahi bilmediği kadar kuzeni varken bizim bir elin parmağın bile ulaşmayan sayımız beni hep üzmüştür ama nedense memleketimizdeki 2 çocuk uygulamasının (kendiliğinden gelişen yazısız bir kural) sonucu olarak böyle küçük ailelere sahibiz. Kuzenim 4 yıllık evliydi ve artık hepimiz bir bebek beklentisi içine girmiştik ki müjdeli haberi verdi. O günden bu güne kadar da sürekli bebeğin doğacağı günü hayal ettik ailecek. Özellikle de babam (büyük dayı) biraz abartıp günde bir kaç kere arayıp "Bebeğin canı bir şey istiyor mu?" diye soruyordu son haftalarda. Beklenen gün geldi ve 19 Şubat'ta Beray teşrif etti dünyaya. Hafta sonu onu görmeye gidene kadar içim içime sığmadı. Kokusunu doya doya içime çekmeyi o kadar uzun zamandır bekliyorduk ki. Hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Allah bahtından güldürsün, hayırlı bir evlat olsun inşallah.
Şimdi gelelim cicilere. Cinsiyetini öğrendikten sonra ufak ufak bi şeyler almaya başlamıştım. İlk önce ayak izli panosunu işledim ve doğduğu gün ismi ve tarihi atılacak olarak bir kenara kaldırdım. Sonra netten gördüğüm bez pasta (diaper cake) yaptım, becerebildiğim kadarıyla. Bebek ve çocuklar için kanaviçe motifleri olan kitabı aldığımdaysa mutlaka bir kaç şey işlemeliyim dedim ve lavanta yastıklarını yaptım.

Beray'ın odası


Yukardaki fotoğraflarda görülen toparlak şey bez pastamız oluyor. Üstünde tül kurdele, simli kapler kelebek ve lavanta yastıkları var. Lavanta yasıklarını pastaya takmak niyetiyle yapmamıştım ama takınca da çok hoş durdu o yüzden böyle götürmeyi tercih ettim. Bezleri bozarken de asıl amacına uygun olarak dolap kulplarına ya da giysi askılarına asar annesi.

Resim yazısı ekle

Kapı süsüyle uyumu çok hoş oldu :)


Minik hanımın el ve ayak izini hamura çıkartıp kurutma fikri geldi aklımıza bir de. Teyzesiyle netten yaptığmız araştırmaya göre 1 fincan un, 1 fincan tuz ve yarım fincan su ile yapılan bir kalıp hamuru hazırladık. Suya gıda boyası katarak renklendirdik. Gel gör ki elin izni almak hiç de düşündüğümüz gibi kolay olmadı. Hanımefendi hamura elini bastırdığımız anda elini yumruk yaparak koca bir parça hamuru avuçladı. Kaçıncı deneme olduğunu bile hatırlamadığımız bu işlemden o anda vazgeçtik. Uzun bir süre elindeki hamurları temizlemeye uğraştık bir de. Daha sonra ananesi uyurken aldı el izini. Ayağının izini de kısmen daha kolay bir şekilde aldık ve kurumaya bıraktık.

Minik hanımın avuçladığı hamur :)
İzini almaya çalıştığımız minnak eller :)
Böylece bir haftasonunu bebek kokusuyla geçirmenin mutluluğunu yaşadım. Allah isteyen herkese nasip etsin.