13 Ocak 2014 Pazartesi

RUHİ MÜCERRET / MURAT MENTEŞ


Dublörün Dilemması'yla tanıştığım Murat Menteş'in son kitabı Ruhi Mücerret'i "Eyvah, çok az kaldı, bitiyor!" serzenişleriyle bitirdim. Uzun zamandır kıkırdayarak güldüğüm bir kitap okumamıştım. Tam da beklediğim gibi , okurken bol bol altını çizdiğim, dönüp dönüp aynı yerleri okuduğum ve bitirdikten sonra da karakterleri özlediğim bir kitaptı.
Kitabı okuduğum süre boyunca Murat Menteş cümlelerine benzer cümleler kurmaya çalıştığımı fark ettim. Onun yaptığı benzetmelere benzetmeye çalıştım cümleleri ama yanlarına bile yanaşamadım tabi ki. Yine de kitap, insana öyle cümleler kurabileceği güvenini veriyor. Çünkü benzetmeler o kadar tanıdık ki, "Benim niye aklıma gelmiyor bunlar!" diye kendine kızıyor insan.
Kitabın içeriğine gelirsek tek tek karakterlerden bahsetmeyeceğim ama ben Ruhi Mücetten'in olduğu ilk kısmı daha keyifli okudum. İkinci kısmı okurken Ruhi Mücerret'i özledim. Özellikle de Avni Vav ve Ruhi Mücerret'in sohbetleri gelecekte dostlarımla yapmak isteyeceğim türden  sohbetlerdi. Keşke komşumuz olsa bu ihtiyarlar(!) dedim.
Ruhi Mücerret Haydarpaşa Garında 40 yıl gece bekçiliği yapmış ve sabaha kadar TRT de Klasik Batı müziği dinlemiş biri. Kitapta da bu müzikten bazı örnekler verilmiş. Klasik Batı Müziğiyle ilgili hiç bir şey bilmediğim için merak edip tek tek Youtube dan dinledim müzikleri.
                                                             Gabriel Faure- Pavane

                                             Alexis Weissenberg- Arabesk

Sergey Rahmaninov op.3 no.4 pre lüd

Nikolay Rimski/ Korsakov- Skazka o Tsare Saltane 

Peter İlyiç Çaykovski - Kuğu Gölü

Camille Saint- Saens Le Carnaval das Animaux

 Altını çizdiğim yerleri  de paylaşıyorum özledikçe bu posttan okurum artık :)































5 Ocak 2014 Pazar

2013'te Okunanlar ve 2014 Hedefleri


2013 yoğun geçen bir yıl oldu. Evlilik hazırlıkları, el işi hediyelikler derken ilk altı ay çok az kitap okudum ama okulların açılmasıyla ve her gün bir saatlik servis okumalarına başlamamla sonunda kitap okuma rutinine başlamış oldum. Okuduğum 17 kitabı sıralarsam;

1. Nar Ağacı/ Nazan Bekiroğlu: Kitap yazısı için buyurun.
2. Kara Oklar Çetesi Büyük Macera / Ahmet Şerif İzgören : Çok beğendiğim bir çocuk kitabıydı. Kendi değerlerimizin kendi sanat eserlerimizin etrafında kurgulanmış bir kitap. Sınıf kitaplığı için de bir tane almıştım ve öğrencilerimin elinden düşürmediklerini görmüştüm.
3. Hayvan Çiftliği/ George Orwell
4. Öğretmenim Lütfen Bu Kitabı Okur Musunuz?/ Hasan Yılmaz
5. Yavaşla: Bu Dünyadan Bir Defa Geçeceksin/ Kemal Sayar : Kitap yazısı için buyurun.
6. Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez/ Kemal Sayar
7. Merhamet: Kalbe Dönüş İçin Son Çağrı / Kemal Sayar
8. Kendine İyi Bak / Kemal Sayar
9. Çöl Deniz: Hz. Hatice / Sibel Eraslan
10. Kalbin Direnişi / Kemal Sayar
11. Ve Dağlar Yankılandı / Khaled Hosseini
12. Satranç / Stefan Zweig
13. Boğaziçi Yalıları /Abdülhak Şinasi Hisar
14. Mahur Beste / Ahmet Hamdi Tanpınar
15. Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali : Kitap yazısı için buyurun.
16. Efsane / İskender Pala : Kitap yazısı için buyurun.
17. Mesnevi Terapi / Nevzat Tarhan



2014 te okumayı hedeflediklerime gelirsek:
1. Osmancık/ Tarık Buğra
2. Varolmak, Gelişmek , Uzlaşmak / Üstün Dökmen
3. Yunus Terapi / Navzat Tarhan
4. Od / İskender Pala (2. defa okunacak)
5. Nar Ağacı / Nazan Bekiroğlu ( 2. defa okunacak)
6. Posta Kutusunda Mızıka / Ali Ural
7. Hani / Oruç Aruoba
8. Korkma Ben Varım / Murat Menteş
9. Küçük Prens / Antoine de Saint
10. Küçük Ağacın Eğitimi / Forrest Carter
11. Ruhi Mücerret / Murat Menteş
12. İstanbul Kriterleri / İbrahim Paşalı
13. Bir Adam Girdi Şehre Koşarak / Tarık Tufan
14. Üstad Ali Ulvi Kurucu / M. Ertuğrul Düzdağ
15. Mimoza Sürgünü/ Nazan Bekiroğlu
16. Resimli Osmanlı Tarihi / Yavuz Bahadırğoğlu
                                                                                       
Kütüphanemde okunmayı beklenenler bunlar. Bende olmayıp almayı planladığım 3-4 kitap var şimdiden ama
önce bekleyenleri okudukça alacağım onları. 2014 daha çok okumalı, kitaplı bir yıl olsun.

2 Ocak 2014 Perşembe

Talihsiz Bir Antika Gelin Arabası Hikayesi ve Kanaviçe Çerçeve

Başlığı uzun bir düşünme süreci sonucunda ancak bu kadar kısaltarak atabildim :) Başlıkta da olduğu gibi gelin arabası hikayesinden başlamak istiyorum. Çocukluğumdan beri hep klasik sarı bir vosvosum olsun istemişimdir. Bu istediğimi her belirttiğimde babamdan farklı tepkiler alırdım ki bunlardan biri de "Bi tamirciyle evlenmen lazım o zaman!"dı. Yıllar sonra ne kadar haklı olduğunu tam da düğün günümde hep beraber görmemiz de unutulmayan bir anı oldu. Düğün yaklaştıkça gelin arabası için antika bir araba istediğimi belirtmiştim eşime ama olmazsa da fark etmeyeceğini illa osun diye tutturmadığımı da eklemiştim. Ama kıymetli eşim sağ olsun ne yapıp edip (tosbi olmasa da) bir araba buldu; mavi bir Chevrolet İmpala.


Araba düğün günü yaklaşık 150 km virajlı bir yol gideceği için de bir hafta önceden bakıma sokuldu, lastikler değiştirildi vs. Bunca hazırlıktan sonra işin talihsiz kısmı nerede derseniz? Gelin alma için eşimin evinde toplanan konvoy arabaları bizim evin önünü gayet sorunsuz bir şekilde geldiler. İçeriden korna seslerini duyuyoruz garip bir heyecan içindeyim derken damat bir türlü yukarıya çıkmıyor. Bu arada kızlar camdan arabanın fotoğrafını çekip bana gösteriyorlar "Ayy çok hoşş!" diyerek. Biraz bekledikten sonra eşim yakın arkadaşı ve aynı zamanda sadıcıyla oda kapısında göründü. Beni gördüğündeki yüz ifadesi tek kelimeyle panikti ve ilk cümlesi de "Araba bozuldu, kapıyı kapatınca su boşaldı, çalışmıyor!" oldu. Ben tabi ki "Boşver önemli değil!" diyerek sakinleştirmeye çalışsam da o asansörden inip değişen gelin arabasına binene kadar sürekli aynı cümleyi farklı şekillerde söylemeye devam etti. Hatta öyle ki kapıdan çıkıp dua edildiği bütün gelinlerin ağladığı o anlarda beni bir gülme aldı :) İyi ki yüzüm kapalıydı diyorum şimdi (duvaktan başka kalın bir örtüyle, yöresel bir gelenek). Eşimden dinlediğim kadarıyla bizim evin önüne geldiklerinde arabadan inip kapıyı kapattığı anda arabadan kol kalınlığında foşur foşur sular akmaya başlamış arabanın sahibi ve şoförü de çaresiz kalmış. Hemen üzerindeki süsleri çıkarıp başla bir arabaya takmaya başlamışlar. Biz indiğimizde ben kapıya hala bir şeyler bağlamaya çalışan birinin neredeyse tepesinden atlayarak bindim arabaya. Bütün düğün boyunca yaşadığımız tek talihsizlik bu oldu. Bunu da "nazar çıktı"diye yorumladı herkes. Bunun gibi aksiliklere hazırlıklı olmak lazım ve bunların moralinizi bozmasına izin vermemek durumundayız. Mesela bu olayda "ya çarşının ortasında olsaydı" diyerek teselli bulmuştum :)


Gelelim model arabaya. Sanırım Limango'nun kampanyalarından birinde antika model arabaları görünce acaba bizim araba var mıdır diye baktım ve tek kapılı olanını buldum. Üstelik rengi bile aynıydı. Hemen aldım ve geldiğinde sevmelere doyamadık. Şimdi her gördüğümde yaşadığımız trajikomik olay aklıma geldiği için gülümsüyorum.

Baş harflerimizin, düğün tarihimizin yazılı olduğu çifte kumruları geçen yıl işlemiştim. Şablonunu internetten beğenip kaydetmiştim ve bilgisayardan yakınlaştırarak işledim.  Geçenlerde İstanbul'dan aldığımız üçlü çerçevelerin en büyüğüne bu işlemenin çok yakışacağı fikri geldi aklıma. Hemen işlemeyi çıkardım düğün tarihimizi ekledim altına ama kumaşın kare olduğu için çerçeveye küçük geldiğini fark ettim. Evdeki keçelerden ve havlu kenarında kullandığım dantelden ulama yaptım, iyi ki kumaş yetmemiş diyorum, bu halini daha çok sevdim.


31 Aralık 2013 Salı

Çarpı İşi Havlu/ Cross Stitch Towel

Bu havlu, birlikte 8 ay gibi kısa bir okul dönemi geçirdikten sonra farklı şehirlerde yaşadığımız ve görüşemediğimiz, uzun yıllar boyunca aynı yazarlardan aynı filmlerden aynı felsefelerden beslendiğimiz 6.sınıfımı bir tek onun ismiyle bile özetleyebileceğim arkadaşım için işlendi. İnsan büyüdükçe yeniliklere de yeni dostlara da kapanıyor sanırım. Sahip olduklarımızı kaybetme korkusu daha çok ağır basıyor. Böyle hislere sahipken ve bana ihtiyacını da hissediyorken biraz olsun yüzünü güldürebileceğim bir şeyler yapmayı düşündüm ve ortaya bu havlu çıktı. 





















Mavi balonlu olan arkadaşım oluyor sarı elbiseliyse ben oluyorum. Kendisi Vikitap'ta mavi balon adıyla bulunuyor. Bu yüzden bu balonlu kızın onu ok mutlu edeceğini düşündüm. Ben de kendime sarı pötikareli bir elbise yaptım aynı çocukluğumdaki elbisem gibi. Aradaki boşluğa aradığım Türkçe sözü bulamayınca Aristotales'in bu güzel sözünü yazdım. Umarım baktıkça mutlu olacağı bir hediye olmuştur.


21 Aralık 2013 Cumartesi

Efsane/ İskender Pala



İskender Hocanın son romanını 10 günün sonunda bitirdim şükür. Açıkcası İskender Pala romanlarını özlemişim en son 2 yıl önce Od'u okumuştum yine bayılarak. Kitap Barbaros Hayrettin Paşa'nın katibi Alkala ve Billure arasındaki aşkın etrafında şekilleniyor. Bu, kitaba Barbaros Hayrettin Paşa'nın bir biyografisini okuyacağım diye başlayanlar için hayal kırıklığı doğurabilir. Ben öyle bir beklenti içinde olmadığım için Barba Rossa ile ilgili verilen ayrıntılar beni fazlasıyla tatmin etti. Bütün Akdeniz'i gezdim en kanlı korsan savaşlarına tanık oldum sanki.
Kitabı okurken tasvirler o kadar etkileyici ki, forsaların kürekleri her çektiğinde "Hey-ya-mo-la!" nidaları kulaklarımda çınladı. Heykellerin sırrını öğrenebilmek için son sayfaları karıştırmayı düşündüm. Diğer romanlarında olduğu gibi bunda da aşkın en güzel hallerini, hasretin büyüklüğünün vuslatı ne kadar güzelleştirdiğini gördüm.
Kitapta en çok etkilendiğim kısımsa 20 yıllık düşmanlığın, Andrea Doria ve Hızır Reis'in yüzlerce gemisiyle Preveze'de savaşmasıydı. Kaptan-ı Deryanın ettiği dua, binlerce levendin hep bir ağızdan getirdiği tekbir gözlerimden akan yaşların sebebi oldu.


İtiraf ediyorum, kitabın 300. sayfasında kendi kendime "Şuraya bir harita koymak çok mu zordu, hocam!" diye hayıflanırken, tam arka sayfayı açmıştım ki kalın ve katlı haritayı fark ettim :) O an bir de "Şimdi baştan mı okuyacağım!" diye söylendim. (Bu aralar biraz depresif olabilirim :)) Ama kalan 60 sayfa için bile sık sık baktım, hiç yoktan iyidir.
Kitabın sonuysa tam beklediğim gibi güzel bir vuslatla taçlandı. Daha güzel olamazdı.



8 Aralık 2013 Pazar

Kürk Mantolu Madonna



Uzun zamandır okumak istediğim bir kitabı daha bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Okuduğum ilk Sabahattin Ali kitabıydı Kürk Mantolu Madonna. Keyifle okuduğum bir kitap oldu. Serviste okuyor olmasam altını çizdiğim daha çok yer olurdu. Müsait olduğum yerlerde de altını çizmekle vakit kaybetmek istemeyip gözüm hep bir sonraki satıra kaydı. Kitapta en çok sevdiğim şey hem olabildiğine yalın hem de (açıklaması aşağıda verilmiş) Osmanlıca kelimeleri içeren bir dili olmasıydı. Raif Bey ve Maria'nın ilişkisinin bir çok kişide Kürk Mantolu Madonna ismiyle sosyal medyada bulunma isteği uyandırmasının asıl nedeni Maria değil, Raif 'in Maria'ya duyduğu sevgiydi belki de.Sevgisiyle boğmayan, karşısındakinden beklentisi olmayan, incitmeyip huzur veren bir erkek tarafından sevilme lüksüne sahip olmak isteyen kadınların kendilerine yakıştırdıkları isim Kürk Mantolu Madonna. Benim Vikitap puanım 9/10 oldu.





5 Aralık 2013 Perşembe

Geçmem Bir Daha Kadıköy'den

                         
2010 yılının Mayıs Haziran aylarıydı. Okuldan mezun olmamız için girmemiz gereken sınavlar teslim etmemiz gereken ödevler henüz bitmiş değildi. Geç saatlere kadar ödev yazmaktan bulanıklaşmış zihinlerimizle bu son ayların tadını çıkarmamız gerektiğini düşünüyorduk . Ve o yıl Ezginin Günlüğü tam da bizim ruh halimize göre bir şarkı yaptı. Geçmem bir daha Kadıköy'den… 4 yıl boyunca sokaklarında gezdiğimiz bazen nefret edip bazen sıla hasretiyle özlediğimiz Kadıköy’den mezuniyet sonrası geçmemek üzere yeminler ettirmişti bu şarkı. Ama bozulan en güzel yeminlerden biriydi tekrar Kadıköy'e kavuşmak. Ait hissetmezsen de güvende hissetmekti. Alışın olduğun sokaklarda yürümek eski günlerden izler aramaktı. Taze kavrulmuş kahve kokusunun sarhoşluğunda kendini Kahve Dünyası’na atmaktı. Yazar ve şair fotoğraflarına yapılan yorumlar eşliğinde içilen kahveydi. Kilise önündeki sokak çalgıcılarından memleket ezgileri duymak için kulak kabartmaktı. İstanbul’u ziyaret gelen arkadaşı Moda kayalıklarına götürüp seyre dalmaktı. Adalara gitmeden önce ayak bastığımız son kara parçasıydı. Okuldan kaçıp “inilen” yerdi. En paspal halinde opera izlemekti ve tabi ki Haldun Taner’in önünde buluşmaktı. Kadıköy bir türlü aynı şeye heyecanlanmadığın aynı ruhu taşımadığın ama her şeyiyle bildiğin tanıdığın güvendiğin kuzendi.

Tekrar buluşmak üzere vedalaşılan ve arayı bu kadar açmamak için söz verilendi.