17 Kasım 2013 Pazar
ÇARPI İŞİ ALIŞVERİŞ LİSTESİ
Evlenmeden önce yapmak isteyip de mutfağımla uyumsuz olursa korkusuyla yapmadığım bu panoyu, puanlı masa örtümü serdiğimde "Artık yapmalıyım!" diyerek başladım. İşlemesi ve duvara asılması toplamda bir kaç saatimi alan ama her bir ihtiyacı yazdıkça mutlu olduğum, misafirlerimin de çok beğendiği bu pano evlendikten sonra evime yaptığım ilk iş oldu. Deseni google aramaları sonucunda görüp kaydetmiştim resme bakarak çıkardım. Çerçeve ise İkea'nın ucuz sıkıştırılmış kartondan olan çerçevelerinden biri. Daha önce "ben bunla birşey yaparım ki" diyerek alıp beklettiklerimden. Her şey bittiğinde etamini kumaşa dikmediğimi fark ederek şok olmuştum ve iğneleme çözümü gelmişti aklıma ilk. Şimdi "iyi ki dikmemişim" diyorum çünkü çok daha uyumlu bir şablon bulursam değiştirebilirim diye düşünüyorum. Yapmak isteyenler için yakın fotoğrafını da ekliyorum. Gerçekten çok kolay bir örnek.
2 Haziran 2013 Pazar
Dedemin İnsanları Filminin Hissettirdikleri
Bu yazı bir film eleştirisi değil çünkü bir filmi eleştirebilecek teknik ve estetik bilgi donanımına sahip olduğumu düşünmüyorum. Fakat kalbime dokunan ne varsa biriktirmek unutmamak için yazıp paylaşıyorum. Dedemin İnsanları bir Çağan Irmak filmi. 2011 Kasım ayında vizyona girmiş. Ben daha önce Babam ve Oğlum'da yaptığım gibi evde ve yalnızken izlemeyi tercih etmiştim bundan 6 ay kadar önce ama daha 1 buçuk dk oldu ki devam edemeyeceğimi anlayıp bıraktım. "Seni çok özlüyorum! Neredesin dede?" demişti torun ve kalbimin derinlerinde ki kabuğu kaldırmıştı. Yokluğunda 10 yılı devirmişken dedemi ne kadar özlediğimi fark etmiştim ve her halimi bilen, en gizli yaralarıma merhem olan biriyle izlemek üzere rafa kaldırılmıştı. O gün geldi ve filmi yalnız izlemekten vazgeçerek ne kadar isabetli bir karar verdiğimi anladım.
Filmin bir yerine kadar bastırdığım göz yaşlarım en sonunda uzun bir ağlama nöbeti olarak patladı. Dedemi kaybettiğimde hissettiklerim, çocukluğum masumiyetine özlem, dedemin bu evliliğe giden bu en önemli sürecimde yanımda olamayışı, ona layık olamadığım düşüncesi... hepsi vardı bu gözyaşlarının içinde. Dedem başarısız bir baba ama mükemmel bir dedeydi, çoğu dede gibi. Belki de kendi çocuklarına gösteremediği ilgiyi sevgiyi bize gösterdi, geçmişin telafisini bizde yaptı. İki torununun da kahramanı oldu. Bugün iyi bir şeyler yapıyorsak haspelkader dedemin attığı temeller üzerinedir. Bize öğrettiği her şey için, en çok da kalbimizi her varlığa karşı sevgiyle doldurmayı öğrettiği için ona minnettarım. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.
15 Mayıs 2013 Çarşamba
DOĞUM HEDİYESİ- BEZ PASTA
Öğretmen arkadaşımın doğacak olan yeğeni Mehmet Emin için öğle aralarında yaptığımız bir bez pasta oldu bu. Böyle ince düşünülmüş hediyeler verip sevdiklerini mutlu etmek gibisi yok. Gördüklerinde verecekleri tepkileri düşünerek keyifle yapıyor insan bu cicileri. Arkadaşım daha önce yaptığım bez pastayı bildiği için benden bu konuda yardım istedi tbi seve seve kabul ettim. Beraber gidip malzemelerimizi aldık. Malzeme seçimi doğaçlama oldu ama sonuç çok çok içimize sindi.
Arkadaşım tecrübeli bir anne olduğu ve kız kardeşini de iyi tanıdığı için 5 numara olan büyük bezleri tercih etti. Böylece yeni anne süslü hediyesini 1 yıl gibi uzunca bir süre bebek odası dekorunda kullandıktan sonra içindeki 30 adet bez de boşa gitmemiş olacak. Pastanın alt katını oluşturacak bezler büyük kelepçeli kek kalıbının içine, üst katsa orta boy bir saklama kabının içine şekildeki gibi dizildi. Kalıplardan çıkarmadan önce 2 adet paket lastiği takılarak sabitlendi. Lastikler süslemelerin altında kalacağı için pasta bozulana kadar çıkmayacak o yüzden sağlam olanlardan kullanılmasını tavsiye ederim. Ve orta kısımlarına kağıt havlu rulosunun girebileceği deliklerin yerini açtık.
Taban için kek kalıbından biraz daha büyük olan bir karton kesip havlu rulosunu tam ortasına silikonla yapıştırdık ve bezleri ortalarından geçirdik. Mümkün olduğunca bezler görünmesin istedi arkadaşım, bulabildiğimiz en kalın kurdeleyle dolandıktan sonra bebeğin odasına uyumlu olsun diye seçtiğimiz kahverengi organze kurdeleyle bir tur daha geçtik. Fiyonkları da aynı şekilde yaptıktan sonra mavi emzikleri fiyonlardan sallandırdık. En son bezleri kapatmak için kat arasını, üstünü ve alt kısmı krem rengi tüyle kapladık ve petek tülle paketlemesini yapıp pastamızı bitirdik. Tüm yapım sürecinde öğretmen arkaşların ilginç yorumlarına, uzaktan görenlerin "Ooo doğum günü mü var, pasta mı yiyoruz?" sorularına maruz kalsak da 3 öğle arasında bitirmenin mutluluğunu yaşadık.
![]() |
| Nazar boncuklarıyla süslemeyi de ihmal etmedik tabiki :) |
14 Mayıs 2013 Salı
KINA HEDİYESİ- KAFTAN
Blogu evlilik hazırlıkları blogu olarak hayal etmesem de, bu amaca hizmet eden, fikir veren bloggerlar sayesinde bir çok fikir edindiğimi düşünerek kendi el emeğimle yaptığım şeyleri paylaşmaya karar verdim.
Düğünüme 2 aydan az bir zaman kalmışken kına gecemde hediye olarak dağıtacağım kaftan magnetleri bitirip kutulamanın rahatlığını yaşıyorum. Normalde çok azimli biri sayılmam ama konu el işleri olduğunda bitirmeden uykusu kaçanlardanım. Bitirdiğimdeyse şimdi ne yapacağım deyip başka bir işe başlıyorum. Hobi olarak yaptığımı iddia ettiğim şeyler tüm günümü, uykumu, enerjimi alıyor bazen. Kaftanları da yapmaya düğünüme 3 ay gibi bir süre varken başlayıp bir hafta gibi bir sürede akşamları iş sonrası yaparak tamamladım. Benim içime sinen bir hediye oldu.
Kalın keçeleri yukarıdaki gibi kaftanın en ve boy ölçülerinde dikdörtgen keserek işe başladım. İnce keçeyle çalışmaya alışkın olduğum için kalın keçeyi kesmek gerçekten zorladı. Makasınızı bu iş için feda etmeye hazır olun :) Daha sonra kartona çıkardığım keçe kalıbını bu keçelerin üzerlerine koyarak keçeli kalemle belli belirsiz çizdim ve çizdiğim yerlerden kestim.
Altın rengi şeriti kesildiğinde uçları açıldığı için arkasına kıvırarak silikonla yapıştırdım. Daha da süslü olsunlar diye pul ve arkalarına tüy eklemeyi de ihmal etmedim.
Her bir adımı bitirerek gittiğimde daha hızlı yaptığımı ve pratiklik kazandığımı fark ettim. Bir süre sonra ölçmeden kesmeye, el yakmadan yapıştırmaya başlıyorsunuz :)
Bu kısma kadar ev sadece dağınıktı, bundan sonraki adımlarda ev uçuşan simlere kavuştu.
Ben şahsen kına konusu sevmediğim ve gittiğimiz yerlerden alınan kınaların çekmecede durdukları yerde bile kokusuyla beni rahatsız ettiğini gördüğüm için magneti kına yerine lavantayla yapmak istedim ama kınayla yapılan örneklerini de gördüm onlar tabi ki daha anlamlı. Hazır olan bu karlı/simli tüllerin içlerine bir çay kaşığı lavanta koyarak organze inci kurdeleyle bağladım.
Lavanta keseleri keçeye yapıştırdıktan sonra üzerlerine magnetlerini yapıştırıp bitirdim.
| Kol uçlarına pul eklemeyi denedim ama çok uğraştırıcı oldu vazgeçtim. |
Hepsini tek tek buzdolabında deneyip kontrol ettikten sonra paketlemesini yaptım. Ne kadar gerekli olduğu tartışılsa da insanın kendi düğünü için bir şeyler yapıp etrafındakileri mutlu etmesi çok güzel bence. Bunlar dağıtılırken verilecek tepkileri merakla bekliyorum.
Düşük kalite fotoğraflar için özür! Tamamen tembellik yüzünden!
18 Nisan 2013 Perşembe
YAVAŞLA - Kemal Sayar
"Bu Dünyadan Bir Defa Geçeceksin"
Bu kitabı Delibu nun blogundan okuyup "Okunacaklar" listesine eklemiştim. Bir kaç ay sonra sonunda okumak nasip oldu. Kitabı Kitapyurdu' nun Timaş indiriminden diğer 5 Kemal Sayar kitabıyla birlikte aldım. Diğerlerini de okudukça yazacağım inşallah.
Kemal Sayar koltuğunda bir çok karpuz taşıyan imrendiğim insanlardan biri. "Mesleğiniz dışında bir şeyi en az mesleğiniz kadar iyi yapın!" derler ya hep, Kemal Sayar da psikiyatrlığının yanına şairliğini ve yazarlığını ustaca ekliyor.
Kitap altını çizerek okuduğum ve bazen durup "Bütün satırların da altını çizemem ki nasıl kitap yazmış!" diye sitem ettiğim, altını çizdiğim yerleri not defterime yazarken defteri yarıladığım bir kitaptı. Özellikle son bir kaç yıldır dost sohbetinde sık sık konuştuğumuz şeyleri ve daha fazlasını bulduğum, öz eleştirimi yaptığım ve bunun sonucunda bazı kararlar almama sebep oldu bu okuma süreci. Kendi yorumumu daha fazla katmadan altını çizdiğim yerlerden en çok vurulduğum cümleleri yazacağım.
"Güzellik ancak onu durup temaşa edecek zamanınız varsa size bir şeyler söyler."
"Yapmak için ayrılan zaman, olmak için ayrılması gereken zamanı yer bitirir."
"Yiyeceklerimizi hakkını vererek daha metafizik bir bakış açısıyla konuşacak olursak 'şükrünü eda ederek' onlarla ve masanın etrafında bulunan dostlarımızla konuşarak tüketmek, bizi daha insan kılar."
"Zaman daralıyor iyi şeyleri yapmak için acele etmeli. Kendi ömrümüzü ve sevdiklerimizin ömrünü güzelleştirmek için yarışmalı. Bir fidan dikmeli. Kuruyan bir ağaca su vermeli. Anın evlatları olmalı. İnsanlara tebessüm etmeli. Güzellik ve iyiliği dile getirmeli, olmuyorsa susmalı."
"Zihinsel, bedensel ve duygusal olarak bir şeylere yetişememe duygusu, modern insanın içini kemiriyor."
(tam olarak beni tasvir ediyor!)
"Modern hayat bize ilişkinin değil işin öncelikli olduğunu telkin ediyor."
"İnternetin insanı dost sıcaklığından yüz yüze yarenlikten alıkoyan ve yalnızlaştıran bir doğası var."
(Malesef!!!)
"Teşhircilik giderek yaygınlaşan bir ruh haline dönüşüyor. Teşhirci arzularını denetlemeyenler, sanal bir izleyici kitlesiyle duygusal bağ kurdukları yanılsamasına kapılıyorlar."
(bloggerların üzerlerine rahatlıkla alınabilecekleri cümleler. Bir izleyici kitlem olmasa bile yine de ben alındım mesela :))
"Eğlendiğimiz, yeyip içtiğimiz mekanlar, bindiğimiz arabalar taktığımız mücevherler bizi soylu kılmaz. Soyluluk ötekini işitebilmekten yapılma bir mücevherdir. Soylular, kalplerini bir mücevher gibi taşıyan ve kalpleriyle düşünen insanlardır. Bu ülkenin en soylu insanları, diğerlerinin acısını en çok içinde hissedenlerdir."
Aşağıdaki cümlelerse özellikle benim gibi düğün arefesinde olup çeyiz alan, vaktinin bir çoğunu alışveriş sitelerinde geçiren modern hayatın alışveriş çılgınlığı içinde kendini birden buluveren birine tokat gibi çarptı.
"İnsanlar tüketim ve alışverişe, kazanma ve harcamaya çok önem verir ve vakitlerinin çoğunu eşyayı ve onun parasal değerini düşünmeye ayırırlarsa bir süre sonra kişilere de nesne gibi davranmaya başlarlar."
Eğer bu uzun yazının sonuna gelebildiyseniz kitabı tavsiye ettiğimi söylememe gerek duymazsınız sanırım :)
23 Mart 2013 Cumartesi
Heidi ve Peter
Uzun kış gecelerinin sonuna geldik ki bu da el işleriyle uğraşılacak daha az zaman anlamın geliyor. Bu kışı diğer kışlarla karşılaştırdığımda daha verimli geçirdiğimi düşünüyorum. Yine de daha az pc açmayı,daha çok kitap okumayı ve hobilerimle uğraşmayı isterdim. Umarım gelecek kışı "hamarat taze gelin" sıfatıyla geçirebilirim :)
Kanaviçeye iyiden iyiye sardıkça konuyla ilgili yerli-yabancı blogları daha çok takip ettiğim bir gerçek. Öyle güzel şeyler yapılıyor ki, onları yapmak için daha çok zamanım olsaydı diye düşünmeden edemiyorum. Ama sanırım en çok yoğun olduğun zamanlardan arttırarak yapılan işler kıymetli oluyor. Konumuza dönersek, kanaviçe işlemenin ilk ve en önemli basamağı şablon bulmak gerçekten bazen çok zor olabiliyormuş. Bloga adını veren Heidi li bir şablon bulmak için epeyce araştırma yaptıktan sonra, "şablonu kendim yapayım o zaman" sonucuna ulaştım mecburen. Gerçek insan fotoğrafları bile şablon olabildiğine göre bunu yapan bir program olmalı derken PM Stitch Creator 3.0 isimli programın deneme sürümünü buldum. İstediğiniz resmi yüklüyorsunuz ve program size şablonunu çıkarıyor. Tabi bu kadar basitçe değil, boyutları, renk sayısı vb özellikleri siz belirliyorsunuz. Benim gibi acemi biri için deneme yanılma yöntemine açık bir program. Ama ben çizgi film karakteri çalışacağım ve çok az renk geçişi olduğu için şanslıydım. Bir kaç değişiklikle istediğim şablona ulaştım. Ten rengi hariç renkler evde olduğu için hemen işlemeye başladım. Gerçekten işlerken çok keyif aldım. İşlediğim şeyleri nerede kullanacağıma hâla karar veremesem de hazır bekliyor olduklarını bilmek çok güzel. Heidi ve Peter'in o güzel sevgilerini hep hatırlayalım diye sık sık görebileceğimiz bir yerlerde olacağından eminim.
21 Mart 2013 Perşembe
BAHARA METHİYE
Bugünü kaçırmadan bir şeyler yazmalıyım. Baharın geldiğini hissettiğim ilk gün. Rize'de güneşli bir sabaha uyanmanın lütuf olduğu bilinciyle şükürler ederek çıktım evden. Yürürken kuş cıvıltılarını duydum uzun zaman sonra ilk defa. Güzel bir gün olacağı baştan belli olan bir güne başladım.
Artık uzun kış gecelerine bugün itibariyle veda ettik. Bugün ekinoks yani gece ve gündüz süreleri birbiriyle eşit, bundan sonra güneşin(çıkarsa tabi) tadını daha çok çıkarabileceğiz. Denizin rengini doya doya seyredebileceğiz. Kısaca bahar havaları yaşayacağız. Bir bahar daha yaşayacağız, sevdiğimle ise ayrı yaşayacağımız son bahar olacak inşallah. Onu tanıyalı 7 yıl 14 bahar geçmiş olacak evlendiğimizde.
bahar havasına benzer bir şeyler var bugünlerde
bunun üstüne bir de ceyhun şiirleri okuyunca
insan bir garip oluyor...
aşık mı olduk nedir...
Ceyhun Yılmaz'ın yukarıdaki şiiri bir telefon mesajıydı 6 yıl önce, ve sanırım her şey aslında o mesajla başlamıştı. Sonra gelen her bahar yeni güzellikler getirdi bize. Her bahar geldiğinde mutlu olduk ve bu şiiri hatırla(t)dık. Sonra bahar şarkıları dinledik beraber. İlki Candanımdan Bahar... Biz çok sevdik bu şarkıyı, "Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?" sorusunun ardından "tabi ki ben böyle olduğum için bahar, çünkü sana değdiğimden beri ellerim bütün kış dallarında tomurcuklar var." dedi Candan. Ve yüreğimizde bir yerlere dokundu.
İstiklal Caddesinin Milli Marşı olma niteliğini kazanmış başka bir şarkıysa Seitkaliyev'in o sımsıcak melodilere sahip olan güzelliği Waltz of Butterfly... Adındaki gibi içimde kelebeklerin vals yaptığını hissettiğim bu en güzel mevsime çok yakışıyor bence. Candan'ın Bahar ile benzerliği de aşikar. Hele bir yerinde arkadan gelen martı sesleri burnumun direğini sızlatıyor, İstanbul'a özlemimin hiç azalmayacağını anlıyorum.
Bu klasikleşen iki şarkının ardından daha önce dinlememe rağmen yeni fark ettiğim bir Sezen şarkısı var ki, şu an dinlediğimde en çok huzur veren şarkı diyebilirim. "Memleketime çoktan bahar gelmiştir." diyor ki gerçekten tomurcuklanan ağaçları 700 km uzaktan telefon tasvirlerinden dinliyorum.
"Kirazlar olmadan tez vakitte...seninle baharı kutlamaya geliyorum."
Başımı omzuna yaslamaya,
hayata yeniden başlamaya,
bağında bahçende pınarlarında,
içimi yıkamaya geliyorum."
Bu şarkıdan daha iyi anlatılamazdı ruh halim. İki hafta sonra evlilik cüzdanını elime alacağımı düşündükçe, "kirazlar olmadan tez vakitte" resmen eş olacağımı düşündükçe yüreğim genişliyor.
Bu şarkıları yazanlar, besteleyenler hepinize teşekkürler. Daha iyi bir insan oluyorum bunları dinledikçe.
Ve tabi ki yeni bir baharı sağlıkla ve mutlulukla görmeyi nasip eden Rabbime binlerce kere şükürler olsun.
24 Şubat 2013 Pazar
AİLEMİZE ÇEYREK YÜZYIL SONRA GELEN İLK BEBEK
Başlığı açıklamayla başlamalıyım sanırım. Biz dört kuzeniz. Abim ve ben, iki de halamın kızları. Kuzenler içinde en küçük benim en büyükse halamın kızı. Aramızda evli olan sadece o olduğu için de aileye benden sonra bebek gelmedi. Bizimkiler de hala bizim bebekliklerimizi, doğumumuzu başa sarıp sarıp anlatıp duruyorlar. Herkesin sayısını dahi bilmediği kadar kuzeni varken bizim bir elin parmağın bile ulaşmayan sayımız beni hep üzmüştür ama nedense memleketimizdeki 2 çocuk uygulamasının (kendiliğinden gelişen yazısız bir kural) sonucu olarak böyle küçük ailelere sahibiz. Kuzenim 4 yıllık evliydi ve artık hepimiz bir bebek beklentisi içine girmiştik ki müjdeli haberi verdi. O günden bu güne kadar da sürekli bebeğin doğacağı günü hayal ettik ailecek. Özellikle de babam (büyük dayı) biraz abartıp günde bir kaç kere arayıp "Bebeğin canı bir şey istiyor mu?" diye soruyordu son haftalarda. Beklenen gün geldi ve 19 Şubat'ta Beray teşrif etti dünyaya. Hafta sonu onu görmeye gidene kadar içim içime sığmadı. Kokusunu doya doya içime çekmeyi o kadar uzun zamandır bekliyorduk ki. Hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı oldu. Allah bahtından güldürsün, hayırlı bir evlat olsun inşallah.
Şimdi gelelim cicilere. Cinsiyetini öğrendikten sonra ufak ufak bi şeyler almaya başlamıştım. İlk önce ayak izli panosunu işledim ve doğduğu gün ismi ve tarihi atılacak olarak bir kenara kaldırdım. Sonra netten gördüğüm bez pasta (diaper cake) yaptım, becerebildiğim kadarıyla. Bebek ve çocuklar için kanaviçe motifleri olan kitabı aldığımdaysa mutlaka bir kaç şey işlemeliyim dedim ve lavanta yastıklarını yaptım.
| Beray'ın odası |
| Resim yazısı ekle |
| Kapı süsüyle uyumu çok hoş oldu :) |
Minik hanımın el ve ayak izini hamura çıkartıp kurutma fikri geldi aklımıza bir de. Teyzesiyle netten yaptığmız araştırmaya göre 1 fincan un, 1 fincan tuz ve yarım fincan su ile yapılan bir kalıp hamuru hazırladık. Suya gıda boyası katarak renklendirdik. Gel gör ki elin izni almak hiç de düşündüğümüz gibi kolay olmadı. Hanımefendi hamura elini bastırdığımız anda elini yumruk yaparak koca bir parça hamuru avuçladı. Kaçıncı deneme olduğunu bile hatırlamadığımız bu işlemden o anda vazgeçtik. Uzun bir süre elindeki hamurları temizlemeye uğraştık bir de. Daha sonra ananesi uyurken aldı el izini. Ayağının izini de kısmen daha kolay bir şekilde aldık ve kurumaya bıraktık.
| Minik hanımın avuçladığı hamur :) |
| İzini almaya çalıştığımız minnak eller :) |
20 Ocak 2013 Pazar
Çarpı İşi Ayraç
Kitap ayracı kültürümüzün oluğunu söyleyemeyeceğim pek bunun nedeni kitap okuma kültürümüzün olmayışı büyük ihtimalle. Bu yüzden ithal ettiğimiz bu ayraç kültürü tabi ki çarpı işinden de nasibini alacaktı.
Geçen yıldan beri yapıp hediye ettiğim ayraçlardan sonra kendim için, gerçekten vazgeçilmeyecek kadar güzel ve son zamanlardaki okuma iştâhsızlığımı giderecek kadar da okuma isteği veren bir ayraç yapmaya karar verdim. İçini her açtığımda mutlaka ilk defa gördüğümü zannettiğim bir motifin bulunduğu bir kitap olan
Kanaviçe Motifleri Serisinin ilk kitabı olan Bahçe ve Çiçekler kitabına baktım ve istediğim gibi uzun ince, aynı zamanda zarif olan bir motif buldum.
Kanaviçe Motifleri Serisinin ilk kitabı olan Bahçe ve Çiçekler kitabına baktım ve istediğim gibi uzun ince, aynı zamanda zarif olan bir motif buldum.
Bir önceki postta işlediğim harflerin devamı niteliğinde bir motif. Ben ilk defa 14ct bir etamine işleme yaptım o yüzden başlangıçta alıştığım büyük karelere göre daha zor geldi ama count küçüldükçe desenlerin daha da güzelleştiğini gördüm. Şimdi vaz geçemeyeceğim kadar güzel olmuştu, sıra okuma aşkı aşılama misyonunu da yerine getirmeye gelmişti. diğer tarafına bir şeyler yazmak istiyordum ama aklıma hiç bir şey gelmiyordu, gelenler de yazılamayacak uzunluklarda oluyorladı. Her şeyde olduğu gibi Google yetişti ve İletişim Yayınlarının poşelerinde gördüğüm ve bayıldığım o sözü bana hatırlattı. "OKUMAK İPTİLÂDIR, MÜPTELÂRA SELAM OLSUN". Bunu okuduğumda tam da aradığım şey bu dedim ve yazı stili bulmaya kalmıştı iş.Onu da daha önce de başka bir yazı tipini kullandığım stitchpoint sitesindeki yazı aracını kullanarak yazdım.
Ben sonuçtan memnun kaldım. Peki çeşitli misyonlarla yapılan bu ayraç hedefe ulaşabildi mi peki? Okuma isteğimin attığı doğru ama bu kendimle ilgili aldığım kararlarla ilgili sanırım. Eskisi kadar kitap okumadığımı fark ettikten sonraki ezikliği yaşıyordum, benim için güzel bir vesile oldu bu ayraç. Şimdi gelelim okuduklarıma.
Nar Ağacı, Nazan Bkiroğlu'nun uzun zamandır beklenen romanı. Ben de ilk satışa çıktığı günlerde almanın mutluluğunu yaşamıştım ama okumak anca bu günlere nasipmiş. Vikitap hesabımdaki kitap yorumuysa şöyle:
-Nazan Bekiroğlu bu romanında devrik cümlelerden oluşan, şiirsel üslubundan uzaklaşarak daha sade bir anlatım tercih etmiş. Bunun ndeni hikayedeki yoğunluğun daha karmaşık bir dille anlatılamayacak olması olabilir elbette. "Sevdiğiniz bir yazarın evine konuk olmuş gibi"olmak sanırım bu romana en çok yakışacak duygudur. Gerçekten duygularını,alışkanlıklarını tebessümle okuyarak öğrendim. Kesinlikle okunası bir roman.
Ahmet Şerif İzgören ise zon zamanlarda tanışmaktan ve kitaplarını okumaktan en çok mutlu oluğum yazar. Yetişkinler için yazdığı kitaplara ayrıca değinmek gerek ama Karaoklar Çetesi mükemmel bir çocuk kitabı olmuş. Öğrencilerden aldığım olumlu eleştirilerden sonra okudum ve gerçekten çocukların neden elden ele dolaştırdığı bir kitap olduğunu anladım.
Yarından itibaren okumaya başlayacağım kitap ise Öğretmenim Lütfen Bu Kitabı Okur Musun! İnşallah çabul bitirdiğim bir kitap olur çünkü 2013 kitap hedefim olan 25 kitaba ulaşmam için Vikitap bundan sonraki aylarda ay başına 2.1 kitap düştüğünü söylüyor.
13 Kasım 2012 Salı
KANAVİÇE AŞKI
Bir süredir devam eden kanaviçe aşkım uzun kış gecelerinin gelmesiyle birlikte doruk noktalara ulaşmış durumda. Yukarıdaki resimdeki kızı çok yakın hissettim kendime bu yüzden. Yapmak istediğim tonlarca motif var ama zamanım yok maalesef. Çalışan hanımların akşam saatlerine sıkıştırmak zorunda oldukları bir sürü iş varken el işi yapabilmeleri büyük bir lüks gibi. Bense bir kere oturunca tekrar kalkmak bilmiyorum. Tabi böyle olunca yapılması gereken işler, bir gün sonrası hazırlıklar hep geç saatlere kalıyor ve gece yatarken telefonun çalar saatin çalmasına ne kadar zaman kaldığını gösterdiği an yaşadığım pişmanlıkla, yeminler ediyorum; "Taman yarın gece söz erken yatacağım kendime söz veriyorum!" şeklinde :)Bu sözlerin biri tutulursa biri tutulmuyor yine. Bir akşam sonra yine elimde kanaviçelerle saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan, bir şekilde kalıyorum koltukta.
Peki ne işliyorum bu kadar hevesle? Aslında bir çok şek ama bazen de hiç bir şey :) Çünkü bir çırpıda bitirilebilecek şablonlar bulup işliyorum. Bu küçük işlemeleriyse nasıl değerlendireceğimi pek düşünmüyorum şimdilik. Kumaşım örnek kumaşı gibi oldu her köşesinde ayrı bir desen :) Ama bir amaç doğrultusunda işlediklerim de var tabi. Meselâ aşağıdaki harf gibi. Bu harf işleme işini tarihi belli olmayan ama önümüzdeki yaz olmasını umut ettiğim kına gecemde yakın arkadaşlarıma hediye edeceğim lavanta keseleri için işliyorum. Bir adet P, 2 adet B işlendi bile :) Yaklaşık 15-20 adet yapılacak tahminlerime göre. Ben o yüzden şimdiden hafif hafif başlayayım dedim.
İşlediklerimin içinde en keyifli işlediğim ise tamamen bana hitap etmek için çıkardıklarını düşündüğüm bir marka olan Cath Kidston un (nam-ı diğer CK nın) şablonundan yaptığım bu gül oldu. Çok kısa sürede ve çok keyifli yapılıyor gerçekten. Bu gülü de nasıl değerlendireceğimi bilmiyorum henüz, yeri geldiğinde içime sineceği şekliyle evimde olsun istiyorum, sizden de öneriler alabilirim tabi :)
Aşağıda ise yine lavanta kesesi olabileceğini düşündüğüm bir kaç kelebek var. Bakalım kendi evime mi arkadaşlarımın evine mi konacaklar göreceğiz artık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)



.jpg)
.jpg)





