28 Aralık 2019 Cumartesi

SINIFTA İSYAN VAR


Öğrencilerimin sınıf kitaplığını yaz tatili için eve taşıdım çünkü kitapların kaybolmasını istemiyorum. Hem Duru’nun kitap arşivi hem de arka kapağa kimlerin okuduğunu yazdığımız anı bırakma ritüelimiz devam etsin istiyorum. Sınıfta İsyan Var, Sam adında bir 6.sınıf öğrencisinin bir gün sınıfta “ödev istemiyoruz” diye isyan ederek başlattığı sonrasında hukuki bir mücadeleye dönüşen süreci konu alıyor. Sam, ödevlerin öğrenmeyi olumsuz etkilediği yönündeki görüşünü arkadaşlarıyla birlikte, yaşlı bir avukatı da ikna ederek mahkemeye sunuyor. Bu sürece hazırlanırken kitapta tarihle ilgili küçük bilgi kutucukları buluyorsunuz. Ödevlerle ilgili yıllardır devam eden tutumumun hem doğru olduğunu, hem de revize etmem gereken şeyler olduğunu gördüm. Hem öğrencilerin, hem öğretmenlerin hem de ödevlerle dolaylı olarak etkilenmesi beklenen ama doğrudan etkilenen velilerin keyifle okuyacakları bu kitabı tavsiye ettiği için Tuğba Coşkuner'e de teşekkür ederim.

BENLİĞİNİ ARAYAN ÇOCUK


Davranış bozukluğu olan ve ihmal edildiği düşünülen 5 yaşında bir çocuğun oyun terapisiyle yaklaşık 6 ayda geçirdiği değişim anlatılıyor kitapta. Yazar aynı zamanda Oyun Terapisi kitabının da yazarı ve bizzat kendi terapi deneyimini aktarmış kitapta. Ben üstün yetenekli bir çocuğun yanlış yaklaşımlar sonucu bambaşka bir uca savrulmasını hem içim acıyarak hem de heyecanla okudum. O oyun odasında yaptıkları oyunlarına yansıttığı iç dünyası o kadar güzel geçiyor ki yüreğinize, kitap bittiğinde kalbiniz yumuşacık oluyor. Kitabın güzel bir hikaye okumanın yanı sıra çocuklarımızla oynarken neleri yanlış yaptığımızı göstermesi gibi de bir tarafı var. Doğru olmadığını bilmeme rağmen Duru’yu yönlendirdiğimi hatta bazen manipüle ettiğimi fark ettim oyun esnasında. Serbest oyunun iyileştirici gücünü ve çocuklara bu oyunlar sırasında nasıl rehberlik etmemiz gerektiğini de öğreten harika bir kitap. Ben yazasın Oyun Terapisi kitabını da okumayı düşünüyorum. Bu alanda okuma tapmayı sevenlere tavsiye ederim.

26 Aralık 2019 Perşembe

ANNE BABA ve ÇOCUK ARASINDA


Son zamanlarda üzerinde epeyce düşündüğüm bir konu var. Öncelikle kendi duygularımı sonra da Duru’nun duygularını kabul etmek. Maalesef duyguları bastırmak üzerine eğitildik çocukluğumuzdan beri. Ağlamamak, hep takdir toplayan bir şey oldu. Bu yüzden yıllardır yoğun duygular hissettiğim durumlarda dahi o duygumu yaşayamadım hiç. Ve bu beni ancak anne olduktan sonra rahatsız etmeye başladı. Çünkü hiç istemeden bu özelliğimi Duru’ya da aktarmıştım. Çok üzgün olduğu anlarda gözleri dolsa bile kendini sıktığını daha da kötüsü gülümsemeye çalıştığını fark ettim. Hatta “Durucum üzgün görünüyorsun” diyerek duygularını yansıtmaya çalıştığım bir defasında “hayır mutluyum anne bak gülümsüyorum” diyerek gözleri dolu dolu gülmeye çalışmıştı. 2 yaşında bir çocuk bunu yapınca çok sarsıldım ve bu noktaya gelmesine nasıl sebep olduğumu düşündüm. Duru alerjiden kilo verirken ve yemek yemeyi reddederken ısrar eder sonra da oturur ağlardım. Ama ona bunu göstermediğimi düşünürdüm. Yüzümü yıkayıp gülümsemeye devam ederdim. Aslında ne kadar yanlış bir mesaj verdiğimi şimdi görebiliyorum. Olumlu duygular kabul edilebilirdi ama olumsuzlara bende yer yoktu. Duru’yu olumlu ve olumsuz duygularıyla kabul edeceğimi ona hissettirememişim. Her ağladığında kucağıma alıp sakinleşmesini sağladım. Bir an önce modunu değiştirmek için neşeleneceği şeyler yaptım. Halbuki bunların hepsi yetişkinlikte ortaya çıkacak duygulardan kaçmak için bağımlılıklara sürüklenmenin ilk adımıymış. Şimdi hiç bir şey için geç değil diyerek kendimi bu konuda geliştirmeye çalışıyorum. Duru ağladığında sakinleşene kadar duygularını yansıtmaya, kabul ettiğimi hissettirmeye çalışıyorum. Kendi duygularımı yaşamak içinse daha derin çalışmalar yapmam gerekiyor ama 30 yaş bence bunun için çok güzel bir yaş olacak. Anne Baba ve Çocuk Arasında kitabı duyguların kabulüyle ilgili bol örnek dialog ve bilgi sunuyor. Altını çizdiğim yerleri paylaşıyorum umarım ihtiyacı olanlar için bir ön okuma olur.

Ben Giderum BATUM'a

Doğu Karadeniz'de geçici olarak yaşayan herkesin aklında "gitmeden iyice gezeyim, bi daha buraya gelemem" düşüncesi mevcut olduğu için, özellikle memur kesim hafta sonları yeni yerler görmek üzere kendini dışarı atıyor. Bir türlü gelmek bilmeyen bahar günlerinin hafiften yüzünü göstermeye başladığı son bir kaç gündür, bir yıldır yapmayı düşündüğümüz ama bir türlü bir adım atmadığımız günübirlik Batum turunu yapmaya karar verdik arkadaşımla. Gidenlerden aldığımız yorumlar ve kendileriyle yaptığımız görüşme sonucu Rize'den Ritur seyahat acentesiyle gitmeye karar verdik. Gerçekten yerinde bir karar olduğunu döndükten sonra da söyleyebilirim. Özellikle rehberimiz İhsan Bey, Batumla ilgili tüm birikimini bizlere sundu. Burada yazacağım çoğu bilgi de onun ağzından dinlediğim şeyler olacak. Google' dan öğrenilebilecek bilgileri (nüfusu, özerk bölge olması gibi) yazma gereği duymadan Batum yazıma başlıyorum.


Dünyada sadece Gürcülerin kullandığı alfabe solda.




Sabah 9'da başlayan yolculuğumuzda 11'30 gibi Sarp sınırına ulaştık. Vizesiz ve pasaportsuz geçtiğimiz sınırdan bir kaç km sonra durduğumuz benzin istasyonunda ufak bir miktar parayı Gürcistan para birimi lari ye çevirttik.Rehberimiz alacak bir şey bulamayacağımızı önceden söylemişti dediği gibi de oldu. Müze ve botanik bahçesi girişleri dışında dediği gibi harcayamadık bile. Dönüşte kalan larileri yine aynı yerden tl ye çevirdik. Yukarıdaki yazıda da görüldüğü gibi günübirlik gidenler içki ve sigara getiremiyorlarmış.  Beni ilgilendirmese de o amaçla giden ve eli boş dönen çok Karadenizli olduğunu düşünüyorum.




Batum turu fikrinde beni en çok eyecanlandıran kısım Batum Botanik Parkıydı. Gitmeden önce yaptığım araştırmalarda da güzel yorumlar yapılan bir yerdi. Kuş böcek sever biri olarak gerçekten kapısından girdiğim anda kendimi masal dünyasında gibi hissettim. Parfümlere esans olan çiçeklerin bulunduğu için esen rüzgarla gelen kokular durup durup havayı içimize çekme ihtiyacı hissettirdi. Kuş sesleri arasında uzun bir parkurdan aşağı doğru yürüyüp Botanik turunu tamamladık. Öğrendiklerime gelirsek.

Okaliptus ağacı























Gövdesinde beyaz lekelerim olduğu bu ağaç okaliptus. Büyük bir okalistus ağacı bir günde yaklaşık 3ton su çekebiliyormuş gövdesine. Yağmurlar azaldığı için gövdesi kurumaya başladığı için şimdi bu görünümde ama su çektiğinde bembeyaz bir hal alıyormuş. Herkesin bildiği Batum türküsünde "Ben giderum Batum'a, Batum'un batağına" diye bahsedilen bataklıklar da  yüzlerce okaliptus ağacının bu batalıklara dikilmesiyle kurutulmuş. Şimdi bu bataklıkların yerinde küçük lokantalar ve pansiyonlar var.

Japon Kamelyası


Yukarıdaki ağaçsa Japon kamelyasıymış. Çay bitkisiyle aynı kökene sahip olduğu söylendiğinde çok şaşırdım. Sarmaşık güle benzeyen çiçeklere sahip.






ÇOCUĞUM YEMEK YEMİYOR


Bu kitabı daha Duru doğmadan almış kitaplığa koymuştum. Bir yıl geçtikten sonra kitaplıkta görünce inanamadım. Aldığım bütün kitapları okumuş bunu es geçmişim. Halbuki ilk başta okumam gereken kitap buymuş. 6. Aydan beri azalan bazı aylar duran kilo problemi ne kadar da üzdü beni. Öyle bir duruma geldim ki evladımla doyasıya eğlenip o gününün tadını çıkaramaz oldum. Hele 8. ayda kesinleşen inek sütü proteini alerjisinden sonra iyice bunaldım bu ek gıda işinden. Ama bu kitabı daha önce okusaydım o kadar sıkıntı etmezdim. Anne ve babalar önce kendileri okusun sonra annelerine okutsun. Bebeğin en güzel dönemini "yemiyor, zayıf" diyerek üzüntüyle geçirmesin kimse. Allah şükürsüz geçirdiğim o anlar için beni bağışlasın, evlatlara sağlık versin.

Çocuğun Duygusal Dünyası/Isabelle Filliozat


Çocuğun Duygusal Dünyası şimdiye kadar okuduğum ebeveynlik kitapları içinde benim ihtiyaçlarıma en çok cevap veren kitap oldu. Kitaptan almam gereken o kadar çok şey var ki altını çizmeden geçtiğim çok az sayfa var. Bu yüzden kitap haftalar önce bitmesine rağmen notlarımı çıkarmayı tamamlayamadım ama 20 sayfaya ulaşınca bu haliyle paylaşmaya karar verdim. Çocukların duygularını yaşamalarına nasıl rehberlik edebiliriz bunun uzun dönemli ne gibi yararları olur merak ediyorsanız notları hiç okumadan direkt kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çünkü benim de sık sık geri dönüp kendime hatırlatmam gerekecek çok güzel tespitlerle dolu. 

Artık Biliyorum


Artık Biliyorum tv programları yapan ünlü Oprah Winfrey’in hayatı boyunca edindiği deneyimler ve öğretileri içeriyor. Ben okurken çok keyif aldım. Olgun ve bilge bir kadının 60 yolda biriktirdikleri ve öğretileri son zamanlarda üzerinde kafa yorduğum bazı konular için kapı araladı. Hoşuma giden yerlerden alıntılar yapayım:
🌿Size en çok ihtiyaç duyanlarla ilgilenebilmeniz için kendinizle ilgilenmeniz gereklidir. Tıpkı uçaklardaki oksijen maskesi teorisi gibi: önce kendi maskenizi takmazsanız hiç kimseyi kurtaramazsınız. Bu yüzden durun ve kendi ihtiyaçlarınıza bir bakın. Düşüncesizlesin. Serbest bırakın. Kendinize, tam da şuan kesinlikle sahip olduğunuz tek kişinin kendiniz olduğunu hatırlatın.
🌿 kendinize sorun hayatınızdaki insanlar kişisel gelişiminiz için size enerji ve destek mi veriyorlar, yoksa gelişiminisi bozuk dinamikleri ve vadesi dolmuş sözleriyle engelliyorlar mı? Sizi sevecen, açık, özgür ve doğal bir varlık olarak desteklemiyorlarsa, güle güle!
🌿 bundan sonra gerçekten kalbimden gelmedikçe kimse için hiçbir şey yapmayacağım. Herhangi bir toplantıya katılmayacağım, birileri için bir yerlere telefon etmeyeceğim, mektup yazmayacağım, tüm benliğimle evet demediğim bir etkinliğe katılmayacağım ve destek vermeyecegim kendime dürüst olma niyetiyle hareket edeceğim.
🌿 Siz, tek başınıza, tam bir insansınız. Eğer eksik hissediyorsanız eksik ve parçalanmış bütün yerlerinizi sevgiyle doldurması gereken tek insan sizsiniz.
🌿 siz, on yıl önceki o kadın değilsiniz. Şanslıysanız geçen seneki o kadında değilsiniz. Bana göre yaşlanmanın tek anlamı değişimdir. İzin verirsek deneyimlerimiz bize kendimiz hakkında çok şey öğretebilir. Ben buna saygı duyuyorum erişme şansına sahip oldum her yaş için de minnettarım.

🌿 Yaşım ilerledikçe önemsiz şeylere ve sığ uğraşlara toleransım azalıyor. Paradan gelmeyen bir zenginlik türü vardır; dikkatinizi hayatınıza vermekten kaynaklanan bir vizyon ve bilgelik zenginliği. Size her şeyi öğretir. Artık kesinlikle biliyorum ki iyi şeyler öğrenmekten duyulan mutluluk en büyük ödüldür.

Güle Güle Kakalar

Güle Güle Kakalar/ Sergi Camara Altın Kitaplar yayınevinden çıkan bir bez bırakma kitabı. Havalar ısınmışken bu işe niyet edecek annelere tavsiye edeceğim çok eğlenceli yardımcı bir kitap. Özellikle bezi bırakmış ama kakasını tuvalete yapmak istemeyen minikler için çok daha etkili olacağını düşünüyorum. Çok eğlenceli bir hikaye. Kaan kakasını yapmak istemiyor ama anne kaka evdeki çocuklarını çok özlemiş. Onlar da annelerini elbette ☺️ Anne Kakanın yavrularına kavuşma sahnesi Duru'nun favorisi. Çok mutlu oluyor.  Son 8 sayfa ebeveyn rehberi. Bu süreçle ilgili bilgiler var. Travmasız atlatılacak kolay bir süreç diliyorum tüm miniklere.💩💩💩

Haylaz Timsah Dişlerini Nasıl Fırçalar?

Duru'nun yeni kitaplarından Haylaz Timsah Dişlerini Nasıl Fırçalar? Duru 1 yaşına girdikten sonra ara sıra dişlerini fırçalamaya başlamıştık ama diş gelişimi geriden geldiği için ve çok az dişi olduğu için pek düzene oturtamamıştık. Azı dişleri çıkınca daha düzenli fırçalama yapmaya başladık. Özellikle kahvaltı sonrası birlikte diş fırçalama rutini gelişti kendiliğinden. Seviyor olsa da benim fırçalamama izin vermiyor kimi zaman. İşte böyle kitapla birlikte fırçalamak iyi olabilir diyerek aldım bu kitabı. Gerçekten işe yaradı. Fırça ve macunu hazır edip kitabın başına oturuyorum hem okuyup hem fırçalıyoruz. Biraz kendi fırçalıyor biraz ben fırçalıyorum. Kitap çok küçük çocukların bile ilgisini çekebilecek nitelikte. Yazılar çok kısa. 1 yaş sonrası ilgisi olan bebeklere okunabilir. Dişlerin nasıl fırçalanacağından son aşama olan köpükleri yıkamaya kadar hiç bir basamak atlanmamış. Bu da çocuğun süreci içselleştirmesini sağlayan bir etmen. Umarım diş bakım alışkanlığını erkenden kazanıp uzun yıllar bunun şükrünü ederler.

Koşulsuz Ebeveynlik

Ebeveynlik kitapları arasında benim için açık ara ilk sıraya yerleşen kitaptır Koşulsuz Ebeveynlik. Ben yaptığım duyurudan sonra kurduğumuz kitap kulübüyle birlikte okudum. Okurken içerik paylaşıp yorum yapmak çok faydalı oldu. Gruptaki herkeste az ya da çok davranış değişikliği yarattı ve kendi yetiştirildiğimiz koşulları düşünmememiz için de güzel bir iç görü kazandırdı. İçeriğinin doluluğunu ve “besleyiciliğini” bir kenara koyarsam, neredeyse bir kitap kalınlığındaki referans sayfalarıyla bile tek başına övgüyü hak ediyor. Kendisini pedagog olarak tanıtan ve “ben öyle düşünüyorum çünkü öyle” kıvamında tespitleri olan yurdum pedagoglarından kat kat daha bilimsel ve ikna edici verilerle açıklıyor Koşulsuz Ebeveynliği. Her ebeveynin ve öğrencileri için daha iyi olma kaygısı taşıyan her öğretmen arkadaşımın okumasını tavsiye ederim.